<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Yeni Yıldız Gazetesi- Ankara Beypazarı Bölge Haberleri</title>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr</link>
<description>Yeni Yıldız Gazetesi, Beypazarı ve Bölgeden sondakika haberleri, gündem haberleri-Beypazarı bölgesinin en doğru ve en hızlı haber portalı, Ankara haberleri,</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://yeniyildizgazetesi.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://yeniyildizgazetesi.com.tr</title>
<url>
https://yeniyildizgazetesi.com.tr/images/genel/logo.jpg
</url>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYENLERİN KALPLERİNİ ALLAH SEVGİDE BİRLEŞTİRİR</title>
<description><![CDATA[<p>Bütün güzellikler sevgiyle yaşanır, bütün çirkinlikler ise sevgisizlikten ve nefretten kaynaklanır. Allah'ın tüm peygamberleri, resûlleri, tek bir gaye ile gelmişlerdir: Sevgiyi öğretmek. Tehlikelerden sizi selâmete kavuşturacak, sizi zifiri karanlıktan kurtarıp sonsuz bir güneş aydınlığına getirecek olan silah, sevgidir. Sevdiğiniz an, her şeyi çözdünüz demektir.</p>

<p>Allah Resûlü buyuruyor ki: “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.” (Buhari, Edeb- 57,62)</p>

<p>Peygamber Efendiniz böyle söylüyorsa ve Hucurât Suresinin 10. âyetinde  Allahû Tealâ “Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz” diyorsa, biz insanların Allah’a ulaşmayı dileyerek sevgiyle birbirine bağlanması gerekir. </p>

<p>Allahû Tealâ Enfâl Suresinin 63. âyet-i kerimesinde: “Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini infâk etseydin (verseydin), onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Ve lâkin Allah, onların arasını birleştirdi.” buyuruyor. Yani kalpleri sevgide birleştiren Allah.  </p>

<p>Başlangıçta bütün insanlar nefslerinde afetler var olduğu için birbirlerine düşmandırlar, birbirlerinden nefret ederler. Başlangıçta sahâbe de birbirlerine düşmandı. Ama sonra can dostları oldular. </p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-103: Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.</p>

<p>Acaba onları kapkara bir dünyadan pırıl pırıl bir güneşli dünyaya iten acaba neydi? Nefretin sevgiye dönüşmesiydi. Allah’ın ipine ve Allah’ın ni’meti olan Resûl’üne sımsıkı tutundukları için. Bu da ruhumuzu yaşarken Allah’a ulaşmayı dilemekle, kalbimizi Allah’a döndürmekle gerçekleşir. “Ya Rabbi! ben Seni çok seviyorum, Sana ulaşmayı diliyorum” dememizle gerçekleşir.</p>

<p>İnsanlara duyulan sevgi, Allah sevisinin bir yansımasıdır. Allahû Tealâ istiyor ki; herkes birbirini sevsin. İnsanlar birbirini incitmesin. Birbirine her zaman yardımcı bir hüviyet taşısın. O sevgi halesi içinde dîn yaşansın. Ama dünya, sevgiyi unutan insanlarla doldur. İnsanların çoğu, Allah’ı unuttukları için sevgi yerine nefret dolu kalplerin sahipleri olmuşlardır. Allah’ın emri hepimize çok açık ve kesin. Diyor ki: “Birbirinizi sevin.” </p>

<p>Eğer severseniz Allahû Tealâ’nın sizin için gerçekleştirmek istediği hedefi gerçekleştirmiş olacaksınız. Başlangıçta birbirlerinin can düşmanı olan sahâbe, öyle bir sevgiyle birbirlerini o kadar çok sevenler oldular ki; başka arkadaşları kendilerinden daha kıymetliydi. Yani onlar her zaman kardeşlerini kendilerinden çok önde tutuyorlardı. </p>

<p>Savaştan sonra şehit olmak üzere olanların arasında Hz. Ömer, elindeki su kabıyla dolaşıyor, matarayla. Ve birisi: “Ya Ömer, su!” diyor. Hz. Ömer hemen koşuyor. Suyu teslim etmek üzereyken bir ikincisi: “Ya Ömer, su!” demiş. O birinci sahâbe diyor ki: “Suyu ona götür.” diyor. “Onun benden daha fazla ihtiyacı var, ya Ömer!” diyor. Hz. Ömer koşarak ikinciye gidiyor, suyu uzatıyor. Tam o sırada bir üçüncü sahâbe: “Ya Ömer, su!” demiş. İkinci sahâbe de aynı şeyi söylemiş: “Ya Ömer! Suyu ona ver. Onun benden daha fazla ihtiyacı var.” Hz. Ömer üçüncüye ulaştığı zaman üçüncü şehit olmuş. Suyu içemeden şehit olmuş. Bir yudum bile alamadan şehit olmuş. Hz. Ömer hemen ikinciye koşmuş, o da şehit olmuş. İlk isteyene koşmuş, o da şehit olmuş. </p>

<p>Bu size ne anlatıyor sevgili kardeşlerim? Bir insan ölürken en çok ihtiyaç duyduğu şey sudur. Dünyadaki bütün servetlerden daha üstündür o anda su talebi. Ama bunu başkalarına vermek üzere reddedebiliyor sahâbe. Onun ihtiyacının kendi ihtiyacından daha önemli olduğunun bilincinde. Onu kendisinden daha fazla seviyor. Uğrunda her fedakârlığı yapacak.</p>

<p>Sevgili kardeşlerim, ne zaman bir toplum olarak aranızda bu muhteşem dayanışmayı gerçekleştirebilirseniz, o zaman en kuvvetli siz olacaksınız.  Bunun başlangıç noktasının Allah'a ulaşmayı dilemek olduğunu bilmelisiniz. </p>

<p>Seven, sevdiğine koşar. Sevmeyen, nefret eden, nefret ettiğinden kaçar. Öyleyse kim Allah'a ulaşmayı diliyorsa o Allah’ı seviyor ve o sevdiğine koşandır. Biz Allah'a ulaşmayı dileyeceğiz, Allah içimize mürşid sevgisi verecek. Mürşidimize tâbî olacağız. Zikir sevgisi verecek, namaz sevgisi verecek, bütün ibadetleri O bize sevdirecek ve severek ibadetlerimizi yapacağız. Neticesi mi? İnsanları çok ama çok seveceğiz. İnsanları sevmek, Allah'ı sevmenin bir tamamlayıcısıdır.</p>

<p>Allah hepinizden razı olsun.</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN <br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-a-ulasmayi-dileyenlerin-kalplerini-allah-sevgide-birlestirir/42/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ALLAH’TAN ÜMİT KESMEYİNİZ</title>
<description><![CDATA[<p>Kâinatın yegâne yaratıcısı olan Allah, yarattığı mahlûkat içerişinde en çok insanı sever. Nereden mi biliyoruz? Kur'ân-ı Kerim'de bunun iki işareti var: Câsiye Suresinin 13. âyetinde "  Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı."  buyuruyor. Allah her şeyi insan için yaratmış ve yarattığı ne varsa hepsini insanın emrine amade kılmış, yetmez; yarattığı bütün mahlûkattan sadece insana Kendi ruhundan üfürmüş. Secde Suresinin 9. âyet-i Kerimesinde: "Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü." buyuruyor. <br />
İnsandan başka hiçbir canlı mahlûkta Allah'ın ruhu yoktur. Allah sadece insana ruh vermiştir. Ve işte bu en çok sevdiği mahlûku olan biz insanlar için sadece bir tek şey ister; mutlu olmamız. Allahû Tealâ'nın vaaz ettiği bütün emirler, sadece bizim mutluluğumuz içindir. Allah, kimseyi cehennemine atmak ve cezalandırmak istemez, insanlar kendileri bunu hak ederler. Allah, istisnasız bütün insanların hem bu dünyada mutlu olmasını, huzur içerişinde yaşamasını, hem de ahirette cennet saadetini yaşamasını ister. Ve bunu çok kolay bir sebebe bağlamış: "Bana ulaşmayı dileyin" buyuruyor.<br />
Kim bu dileğin sahibi ise, kalpten Allah'a ulaşmayı dileyen herkes için Allahû Tealâ, hem cennet saadetini hem de dünya saadetinin en az yarısını garanti ediyor, sadece tek bir dilekle.<br />
"Cennete gitmek bu kadar kolay mi? Onca günahım varken hiç Allah beni cennetine alır mı? " diyenler; Allah'tan ümit kesmeyiniz. Hele ki büyük günahlar işlemiş olanlar Allahû Tealâ’nın kendilerini affetmeyeceğini düşünen kardeşlerim, bilin ki Allah sizi de affetmeye hazır, "affederim" diyor, sadece tek bir dileğin sahibi olacaksınız. <br />
Allahû Tealâ  buyuruyor ki:<br />
39/ZUMER-53: De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."</p>

<p>"Büyük günahlar işlemiş olsanız bile Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz" buyuruyor.  Efendimiz (S.A.V)  bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allahû Tealâ sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."<br />
Ama bir taraftan da Fâtır Suresinin 5. âyetinde de diyor ki: "Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar."    Yani bir azap da var, ama kimler için? Allah' a ulaşmayı dilemeyenler, dünya hayatından razı olan kişiler için:  <br />
Ve insanın cehennemden kurtulamamasına sebep olan tek bir şey vardır; Allah'a ulaşmayı dilememek. <br />
10/YÛNUS-7: Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.</p>

<p>10/YÛNUS-8: İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir)</p>

<p>Ama yine Yûnus Sursinin 62. âyetinde Allahû Tealâ diyor ki: <br />
10/YÛNUS 62 "Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? </p>

<p>10/YÛNUS 63 :Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır."</p>

<p>“Allah'in evliyasına korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar" buyuruyor. Evliya, veli kelimesinin çoğuludur, velî de dost demektir. Allah dostu Yunus Emre'nin sözünü hatırlayın: "Ben korktuğumla dost olmuşum." Yine ayni Yunus ne diyor başlangıçta: "Dervişlik bir dilektir, dileyene düğün dernektir." diyor. Allah' a ulaşmayı dileyerek Allah'a dost oldu. Demek ki, Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, dünya hayatından razı oluyorlar ve gidecekleri yer ne yazık ki cehennem Cehenneme gidişin sebebi Allah'a ulaşmayı dilememeleri. Eğer dileselerdi Allah onların günahlarını  örtecek ve mağfiret edecekti. Enfâl Suresinin 29. âyetinde öyle buyuruyor: <br />
8/ENFÂL-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.</p>

<p>Burada Allah'a inanan bir kişiye takva sahibi olması emrediliyor, takva sahibi olmanın ise Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkün olduğunu Rûm Suresinin 31. âyetinde buyuruyor: "munîbiîne ileyhi vettekuhu: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun."<br />
Allahû Tealâ Allah'a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olanların geçmişte işlediği günahlar ne olursa olsun örterek affediyor ve mağfiret ederek bir de sevaba çeviriyor. O Allah. Tek Sahibimiz. Her şeye Kaadirdir.<br />
İşte Allah insani bu kadar çok seviyor.  Allahû Tealâ’nın bizi bu kadar sevmesine mutluluğa ulaştırmak istemesine rağmen, bir de dış düşmanımız var, şeytan. Onun da tek hedefi bizi huzursuz kılmak ve kendisiyle beraber cehenneme götürmek. Kalpten yapılan bir dilekle insanın kurtulacağını son derece iyi bilen şeytan, bu dileğe mani olmak için elinden geleni yapar. Sizi iç sesinizle taklit eder, siz onu kendi düşünceniz zannedersiniz, "ben günahkârım, bu kadar günah işledim, ben kim cennete gitmek kim?" diye bir düşünce içinde bulursanız kendinizi, işte onu yakaladınız.   <br />
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde buyuruyor ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allahû Tealâ sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı." (Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizî, Da’avât 105, (3533)    <br />
Allah tövbe eden kullarını sever. Allah, sevgiden ibarettir. Korkulan değil sevilen bir Allah olmak istiyor. Allah dostu Yunus Emre'nin sözünü hatırlayın: "Ben korktuğumla dost olmuşum." Yine ayni Yunus ne diyor başlangıçta: "Dervişlik bir dilektir, dileyene düğün dernektir." diyor. Allah' a ulaşmayı dileyerek Allah'a dost oldu. Sevgili kardeşlerim, Allah sadece sever, en az sevdikleri vardır, az sevdikleri vardır, çok sevdikleri vardır ama sadece sever. İşte o çok sevdikleri, Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir ve Allahû Tealâ Kur’ân- Kerim'de Allah'a ulaşmayı dileyenleri müjdeliyor: <br />
39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! </p>

<p>Öyleyse görüyoruz ki Allahû Tealâ’nın bütün güzellikleri bizim için hazırlanmıştır. Ama bize verdiği serbest iradeyle O'na yönelmemiz, o bizim elimizde. Allah irademize karışmaz, kimsenin de karışmasını istemez. İrademizle yaptığımız bu talebimiz, kurtuluşumuz için yeterlidir. <br />
Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz inşallah. <br />
Allah hepinizden razı olsun. <br />
DR. ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-tan-umit-kesmeyiniz/41/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GELECEK KAYGISI TAŞIYAN GENÇLER MUTLULUĞU YANLIŞ ADRESTE ARIYOR</title>
<description><![CDATA[<p>DR. ABDULCABBAR BORAN, GELECEK KAYGISI TAŞIYAN GENÇLERE SESLENDİ: MUTLULUĞU YANLIŞ ADRESTE ARIYORSUNUZ.</p>

<p>Sevgi Mutluluk Derneği’nin, sivil toplum kuruluşları ve değerli akademisyenlerin katkılarıyla düzenlediği konferans kapsamında “Gençlerde Gelecek Kaygısı” ele alındı. Programda digital çağ ve sosyal medyanın yarattığı küresel sorunlar, eğitim ve istihdam beklentileri ile ekonomik belirsizliğin yarattığı karamsarlığa değinilirken,  gençlere ilaç niteliğindeki çözüm Dr. Abdulcabbar Boran’dan geldi. </p>

<p>HEDEFİNİZ ALLAH İSE ÇALDIĞINIZ HER KAPI SİZİ MUTLULUĞA GÖTÜRÜR  </p>

<p>Fizik Yüksek Mühendisi Mutasavvıf Dr. Abdulcabbar Boran, Kur’ân-ı Kerim kaynaklı konuşmasında gelecek kaygısı taşıyan gençlere şöyle seslendi: </p>

<p>“Mutluluğu ve huzuru yanlış yerde arıyorsunuz sevgili kardeşlerim. Çözüm, sizi yaratan ve sizi sizden çok seven Allah’ta.” dedi. “Allah sizi o kadar çok seviyor ki bütün bu kâinatı sizin emrinize vermiş. Sizden sadece sizin mutlu olmanızı istiyor. Eğer hedefiniz Allah olursa çaldığınız her kapı sizi mutluluğa götürür. Size zor olan Allah için çok kolaydır sevgili kardeşlerim. Yeter ki siz Allah’tan istemesini bilin. Şu dünya hayatında elde etmek istediğiniz ne varsa bilin ki mutluluk orada değil. Mutluluk Allah ile bir ve beraber olmakta. Bütün dünya sizin olsa Allah kalbinizde yoksa mutlu olamazsınız. İçinizdeki derin boşluğu Allah sevgisinden başka dolduracak hiçbir dünya nimeti yoktur. </p>

<p>ALLAH SİZİN İÇİN GÜÇLÜK DİLEMEZ </p>

<p>“Unutmayın ki içinde bulunduğunuz şartlar sebebiyle değil, şeytanın nefsinize tesiri sebebiyle üzülüyorsunuz. Hanginiz şu anda bir üzüntünün sahibiyse o, kesin olarak Allah ile yeterli ilişkinin sahibi değildir. Allah sizin için güçlük dilemez, Allah sizin için kolaylık diler (Bakara-185). Öyleyse kalbinize bakın. Orada Allah’ı görüyor musunuz? Ona ulaşmayı dilediniz mi? Eğer dilediyseniz hiç korkmayın. Allah sizi rahmetinin ve fazlının içine alacak  (Nisâ-175) ve sizi korktuğunuz her şeyden emin kılacaktır.” </p>

<p>ALLAH’A GÜVENİN</p>

<p>“Mutlu olmak istiyorsanız evvelâ Allah’a güveneceksiniz. Allah’a ne kadar güvenirseniz, O sizi o kadar iyi şartların içine alır. Kaldı ki mutluluk bedava yaşanan bir olgu değildir ama hepiniz için hazırdır. Hepiniz imtihanlardan geçeceksiniz. Her imtihan sizi Allah yolunda biraz daha güçlendirecek, daha üst seviye mutluluklara ulaşacaksınız. Siz Allah’a yöneldiğiniz zaman dünyevî sorunların size en ufak bir tesiri kalmaz. Allah size öyle kapılar açar ki mutluluktan yere göğe sığamazsınız.”</p>

<p>Siz sadece gayret edin, gerisini Allah’a bırakın.</p>

<p>Allah’ın temel emri Allah’a tevekkül etmenizdir. Bu tevekkül sizin gayretinize bağlı bir olgudur. </p>

<p>33/AHZÂB-3: Ve Allah’a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak yeter.<br />
53/NECM-39: Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.</p>

<p>Çalışacaksınız, gayret edeceksiniz sevgili kardeşlerim. Allah size yardım etmeye her zaman hazırdır ama yardımı hak edeceksiniz. “Eğer inanıyorsanız Bana güvenin. Eğer güveniyorsanız bilin ki sizi yenecek yoktur.” diyor Allahû Tealâ. “Eğer Bana güveniyorsanız Ben sizi mutlu ederim.” diyor.</p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-159: …artık Allah'a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah’a güvenenleri) sever.<br />
3/ÂLİ İMRÂN-160: Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).<br />
3/ÂLİ İMRÂN-139: Ve gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü'min iseniz, üstün olan sizsiniz.</p>

<p>SADECE ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYENLER ALLAH’A GÜVENENLERDİR.</p>

<p>Allah sizden sadece bir tek şey istiyor, bir tek dileğiniz. Bu kadar kolay, bu kadar basit bir kanun koymuş Kur’ân-ı Kerim’ine. İşte siz bu kanunu hayatınıza tatbik ederseniz o zaman mutluluğu dört başı mamur yaşarsınız. Yeter ki ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyin. Dileyin ki mutluluk yolculuğunuz başlasın. Allah’ın davetini kabul edip Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an Allah’ı kendinize vekil tayin etmiş olursunuz. Dünya hayatında karşılaştığınız hiçbir zorluk sizi yıldırmaz, karamsarlığa itemez, sizi mutsuz kılamaz. Çünkü siz artık Allah’ın koruması altındasınız. <br />
 <br />
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYENLERE KORKU YOKTUR</p>

<p>“Allahû Tealâ Yûnus-62, 63, 64’te buyuruyor ki: ‘Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar mahzun olmazlar, öyle değil mi? Onlar âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır.’  O halde bir an evvel siz de Allah’a ulaşmayı dileyin sevgili kardeşlerim. Dilerseniz, geleceğe dair hiçbir endişeniz kalmaz. Bir ömür, Allah’a güvenmenin o sonsuz huzuru içinde yaşarsınız. </p>

<p>ANNE-BABALAR, ALLAH’A GÜVENEN NESİLLER YETİŞTİRİN. <br />
Boran, en büyük görevin aileye düştüğünü ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:  “Ailelerin çocukları üzerinde büyük beklentileri var, bu beklenti bir noktada büyük bir baskıya dönüşüyor. Ailede sevgi ve güven ortamı bulamayan çocuklar, ne yazık ki kötü alışkanlıklara sürükleniyorlar. Sevgili anne-babalar, çocuklarınız huzur ve mutluluk içinde yaşasın istiyorsanız Allah’a güvenen nesiller yetiştirin. Onlara Allah’ı anlatın, duanın gücünü öğretin. Çocuklarınız Allah’a güvenmenin bütün kapıları açan anahtar olduğunu sizden öğrensin. İşte reçeteniz: Ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu kadar kolay, bu kadar basit bir reçete, Allah’ın Kur’ân reçetesi. Öyleyse bu reçeteyi hayatınıza tatbik edin ki bütün bir toplum Allah’a güvenenlerin mutluluğuna erişsin.” </p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//gelecek-kaygisi-tasiyan-gencler-mutlulugu-yanlis-adreste-ariyor/40/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SİZİ ALLAH'A KUL VE DOST KILACAK OLAN TEK ANAHTAR: ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK </title>
<description><![CDATA[<p>İnsanların zor ve imkânsız gördüğü Allah'a dost olmak, şu kâinattaki en kolay şeydir sevgili kardeşlerim. O, sizi o kadar çok seviyor ki bir tek dileğinizle size dost olmaya ve sizi dostları arasına kabul etmeye hazır. Nedir o dilek? O dilek, Kur'ân-ı Kerim'in bel kemiği, omurgası, iskeleti yani çatısı olan Allah'a ulaşmayı dilemektir. Her şey onunla başlar.</p>

<p>Kim bu dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı dilerse o kişi dilediği anda kesinlikle Allah'ın dostu ve kulu olur. </p>

<p>Allahû Tealâ Bakara Suresinin 257. âyet-i kerimesinde, Allah'a dost olanların Allah’a ulaşmayı dileyenler olduğunu açıkça ifade ediyor.</p>

<p>2/BAKARA-257: Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar.</p>

<p>Zumer-17’ye göre Allah’a kul olmanın da tek yolu Allah’a ulaşmayı dilemektir. </p>

<p>39/ZUMER-17 Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır.” (K:Tirmizi, Da’vat, 112)</p>

<p>Bir tek dilek sevgili kardeşlerim, “Ey Yüce Allah’ım, ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Beni de ermiş evliyalarından kıl.” seklinde yapacağınız bir tek dilek sizi dünya ve ahiret saadetine ulaştırır. </p>

<p>Elest bezminde Allahû Tealâ, bizlerden şeytana kul olmaktan kendimizi kurtarıp Allah’a kul olacağımıza dair ahd almıştır sevgili kardeşlerim (Yâsîn-60, 61). Bu ahdi gerçekleştirmenin tek yolu işte bu dilektir. Bir insan Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel şeytanın kuludur. Ancak  Allah'a ulaşmayı dilediği takdirde şeytanın kulluğundan kendisini kurtarıp Allah'ın kulu olur. </p>

<p>10/YÛNUS-62 Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?<br />
10/YÛNUS-63 Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.<br />
10/YÛNUS-64 Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.</p>

<p>Yüce Rabbimiz, Zâriyât Suresinin 56. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:</p>

<p>51/ZÂRİYÂT-56: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.</p>

<p>Allah'ın yarattığı sonsuz mahlûkatı vardır ama bunların arasında en üstün noktada yaratılan bir mahlûk vardır ki o insandır; cinlerden, meleklerden, yaratılan her şeyden üstündür. İnsanı diğer mahlûklardan üstün kılan olay ise Allah'ın Zat'ından üfürülen ruhtur. </p>

<p>32/SECDE-9: …(Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü.</p>

<p>İşte ruh -Allah'ın ruhu- hepimizde bir emanettir; Allah'tan gelmiştir ve mutlaka Allah'a geri dönecektir. Ruhun Allah'a ulaşması ise iki şekilde gerçekleşir. Birincisi, hayattayken (ölmeden evvel) ruhun Allah'a ulaştırılması, ikincisi ise fiziksel ölümle ruhun Allah'a dönmesidir. İlk ulaşma kişinin iradesi ve mürşide tâbiiyetle, ikincisi ise Azrail (A.S) vasıtasıyla olur. Önemli olan, bizde emanet olan ruhu bu dünya hayatını yaşarken kendi irademizle Allah'a ulaşmayı dileyerek Allah'a teslim etmektir. Çünkü hidayet, Allah'a ait olan ruhun biz insanlar tarafından Allah'a teslim edilmesidir ve Allahû Tealâ bunu bütün insanların üzerine farz kılmıştır.</p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-73: …innel hudâ hudallâhi: Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır.<br />
89/FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!</p>

<p>Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe Allah'a ulaşmayı dilemişler, kendilerini şeytana kul olmaktan kurtarıp Allah'a kul etmişler, ruhlarını Allah'a ulaştırmışlar ve hepsi hidayete ermişlerdir (Zumer-17, 18). Neticede hepsi, hem dünyadaki huzur ve mutluluğa (dünya saadetine) hem de kıyâmetten sonraki cennet saadetine ulaşmışlardır.</p>

<p>Hepinizin kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah sonsuz razı olsun.</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN <br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//sizi-allah-a-kul-ve-dost-kilacak-olan-tek-anahtar-allah-a-ulasmayi-dilemek/39/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KUR’ÂN-I KERİM, TAKVA SAHİPLERİ İÇİN BİR HİDAYET REHBERİDİR</title>
<description><![CDATA[<p>Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim’de her kavramı pozitif ve negatif olmak üzere iki yönlü kullanır ancak takva sadece pozitif istikamette kullanılan bir kavramdır. Lügat manası itibariyle “sakınmak, çekinmek, korkmak” manasına gelen bu kelime, Kur'ân-ı Kerim’de “Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkmak, bundan sarf-ı nazar etmek” manasında kullanılmaktadır. İnsanlar takva kavramına sadece lügat manasından hareketle baktıklarında hep “Allah’tan korkun” derler, halbuki Allah’a karşı takva sahibi olmak Allah’tan korkmak değil, Allah’ı sevmek, O’nun sevgisini kaybetmekten sakınmaktır.</p>

<p>28 basamaklık İslâm merdivenine baktığımız zaman Kur'ân-ı Kerim’de 7 safha takva olduğunu görmekteyiz. Allah’a ulaşmayı dilemek takva sahibi olmanın başlangıcı, bidayeti; iradenin Allah’a teslimiyle Allah’a köle olmak, bihakkın takva sahibi olmak ise takvanın en üst noktası, nihayetidir. Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim’de Bakara Suresi’ne “Bu Kur'ân takva sahipleri için bir hidayet rehberidir.” diyerek başlamakta ve bize yol göstermektedir. Demek ki bir insanın Kur'ân’dan fayda görebilmesi için öncelikle takva sahibi olması gerekmektedir. Bu ise sadece tek bir kalbî dilekle mümkündür; kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu dilek Kur'ân’ı açan anahtardır ve takvaların başlangıcıdır. Rum Suresinin 31. âyetinde, “Allah’a yönelin (O’na ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun, böylece müşriklerden olmayın.” buyuruluyor. Zumer Suresinin 17. âyetinde ise bütün sahâbenin Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olduğu ve hem cennetle hem de dünya saadetiyle müjdelendiği ifade ediliyor.</p>

<p>39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!</p>

<p>Kim kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olursa Allah kişinin o güne kadar işlediği bütün günahlarını affedeceğini ve o kişiyi cennete ehil biri kılacağını Kur'ân-ı Kerim’inde garanti etmektedir:</p>

<p>8/ENFÂL-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.</p>

<p>Şimdi Bakara Suresinin 2. âyet-i kerimesine bakıyıoruz. </p>

<p>2/BAKARA-2: Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).<br />
İşte bu Kitap ki, Onda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.</p>

<p>Kur'ân-ı Kerim takva sahipleri için hidayet ise peki hidayet nedir? Hidayet insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasıdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in lisanıyla “ölmeden evvel ölmek”tir.</p>

<p>2/BAKARA-120: “…De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”</p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-73: “…De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.”</p>

<p>Bir insanın hidayete ermesi için gereken tek şey, kalben Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Çünkü bundan sonrası Allah’ın garantisindedir. Allah o kişiye ibadetleri sevdirecektir, Allah o kişinin kalbine mürşid sevgisi koyacaktır ve hacet namazı kıldığında mürşidini o kişiye gösterecektir. İşte Allah’ın o mürşidi, o sadık kulu, kişinin nefsini tezkiye edecek ve 7-8 ay gibi çok kısa bir sürede ruhunu Allah’a ulaştırmasını sağlayacaktır. Bu da o kişiyi daha üst seviye takvaya ulaştıracak, o kişinin ermiş evliyadan olmasını sağlayacaktır inşallah.</p>

<p>9/TEVBE-119: Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.</p>

<p>Hepinizin bu güzellikleri yaşamanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN <br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//kur-n-i-kerim-takva-sahipleri-icin-bir-hidayet-rehberidir/38/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KİM ALLAH’A ULAŞMAYI DİLERSE ALLAH DA ONU KENDİSİNE ULAŞTIRMAYI DİLER</title>
<description><![CDATA[<p>Allahû Tealâ’nın teslim emirlerinin ilki ve en önemlisi ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmamızdır sevgili kardeşlerim. Dünya ve ahiret saadetimizin anahtarı olan bu vetire, Kur’ân-ı Kerim’de hidayet olarak tarif edilmiştir.  </p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-73 …innel hudâ hudallâhi: Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır.<br />
2/BAKARA-120 …inne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” </p>

<p>Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün insanlara hidayeti farz kılmıştır. </p>

<p>89/FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!<br />
51/ZÂRİYÂT-50:  Öyleyse Allah'a firar et.”<br />
30/RÛM-31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. <br />
 39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). <br />
13/RA’D-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar.</p>

<p>Kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah mutlaka o kişiyi Kendisine ulaştırır.</p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: …Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu minval üzere şöyle buyurmuşlardır: “Kim Allah'a ulaşmaya muhabbet duyarsa Allah da onu Kendisine ulaştırmaya muhabbet duyar. Kim Allah'a ulaşmayı kerih görürse Allah da onu Kendisine ulaştırmayı kerih görür."</p>

<p>Allah’a ulaşacak olan Allah’ın bize emanet olarak üfürdüğü ruhudur. Kur’ân-ı Kerim’de ruhun Allah’a iki türlü dönüşü söz konusudur.</p>

<p>1- Ölümle birlikte Azrail (A.S) tarafından ruhun Allah’a ulaştırılması.<br />
2- Ölmeden evvel kişinin ruhunu Allah’a ulaştırması. </p>

<p>Ölümle birlikte ruhu Allah’a ulaşmayan insan yoktur sevgili kardeşlerim. İster kâfir ister putperest ister mecusî, kim olursa olsun ölümle herkesin ruhu Allah’a ulaşır. Ama Allah’ın bizden istediği ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmamızdır. Ruhun Allah’a ulaşması için kişinin mutlak surette bir dileğin sahibi olması gerekir. Bu dilek yoksa hiç kimse 7 safha 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayamaz. Ancak bu dileğin sahibi olanlar Allah’a ruhlarını ulaştırarak evvâb (ruhu Allah’a ulaşmış) kul olurlar. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V)  buyuruyor ki: “Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah’a ulaşmasıdır.” </p>

<p>Hadîs-i şerifte de ifade edildiği üzere, ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmadıkça Allah’ın kulu olmamız mümkün değildir. </p>

<p>Bütün sahâbe Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın kulu olmuştur. </p>

<p>39/ZUMER-17:  Ve onlar ki taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele.</p>

<p>Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mürşidinin önünde tövbe ettiği gün ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk adlı bir yolculuğa çıkar. Kişinin zikrine paralel olarak nefsi her %7 fazl birikiminde Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerini birer birer aşarken ruh da her %7’lik nur birikiminde bir gök katı aşacaktır. 7. kattaki 7 âlemi de geçen ruh, Sidretül Münteha’dan Allah’ın Zat’ına ulaşır ve Allah’ın Zat’ında ifnâ olur (yok olur). Bu noktaya ulaşan kişi, Allah’ın ermiş evliyalarından biri olur ve eğer zikrini arttırarak yoluna devam ederse adım adım fizik vücudunu, nefsini ve iradesini de Allah’a teslim eder. </p>

<p>Hepinizin ruhunuzu, fizik vücudunuzu ve nefsinizi Allah’a teslim edenlerden olmanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun.</p>

<p>DR.ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//kim-allah-a-ulasmayi-dilerse-allah-da-onu-kendisine-ulastirmayi-diler/37/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> HEDEFİNİZ ALLAH İSE ÇALDIĞINIZ HER KAPI SİZİ MUTLULUĞA GÖTÜRÜR  </title>
<description><![CDATA[<p>Bütün insanlar, tek Allah’a inanmak ve Allah’a teslim olabilmek yeteneğinin sahibi olarak dünya hayatına gönderilmiştir sevgili kardeşlerim (Rûm-30). Kur’ân-ı Kerim’imize göre Allah’a teslim olmaktan murat, insanın dünya ve ahiret mutluluğudur. Allahû Tealâ’nın bütün emir ve yasakları da bu minval üzeredir. Eğer mutlu olmak istiyorsanız kapılar hepinize ardına kadar açık sevgili kardeşlerim. Allah sizi mutlu etmeye her zaman hazırdır, yeter ki siz O’nun kanunlarını hayatınıza tatbik edin. Bunun için yapmanız gereken tek şey, kalbinizi Allah’a çevirmektir. Eğer hedefiniz Allah ise çaldığınız her kapı sizi mutluluğa götürür. </p>

<p>“Ne yaparsak yapalım, mutlu olamıyoruz.” diye düşünüyorsanız eğer, bilin ki mutluluğu ve huzuru yanlış adreste arıyorsunuz sevgili kardeşlerim. Şu kâinat üzerinde sizleri mutsuz kılabilecek olan bir tek kişi var; o da sizsiniz. Hepiniz kendi mutluluğunuzun ya da mutsuzluğunuzun mimarısınız. Mutluluk, dünyevî standartlarda elde etmek istediğiniz şeylerde değildir. Mutluluk Allah ile bir ve beraber olmaktadır. Bütün dünya sizin olsa Allah kalbinizde yoksa mutlu olamazsınız. </p>

<p>Geçici zevkleri mutluluk zannetmeyin sevgili kardeşlerim. Mutluluk, iç dünyanızda kesintisiz bir saadetin sahibi olmanız demektir. Mutluluk, dış dünyanızda başka insanlarla olan ilişkilerinizde kesintisiz bir saadetin sahibi olmanız demektir ve mutluluk, Allah ile olan ilişkilerinizde kesintisiz bir saadetin sahibi olmanız demektir. İçte bu üç cephede mutlu olabilmenizi bir tek şarta bağlamış Allahû Tealâ: Ölmeden evvel kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu dilek Kur’ân’daki hidayetin temelidir sevgili kardeşlerim, aynı zamanda cennetin anahtarı, cehennemin de kilididir. </p>

<p>Rûm Suresi 31. âyette Allahû Tealâ buyuruyor ki: </p>

<p>30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.</p>

<p> Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu istikamette buyuruyor ki: </p>

<p>“Cebrail kardeşim bana şöyle dedi: “Allah şöyle buyuruyor: Ben, dünyaya dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim. Ta ki Bana ulaşmayı dilesinler.” (K: Camiu’s Sağır. Hadis No: 3276. Ravi: Hz. Aişe (R.A). </p>

<p>İşte Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifinde ifade ettiği bu bir tek dilek sevgili kardeşlerim, bu bir tek dileğin sahibi olmanız için Allahû Tealâ sizi devamlı olaylarla imtihan eder. Yaşadığınız bütün sıkıntıların sebebi budur. Siz olaylara Allah’ın penceresinden bakarak Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde kurtuluşa erenlerden olursunuz.</p>

<p>9/TEVBE-126: Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini ardarda tekrar etmiyorlar).</p>

<p><br />
Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Şûrâ-13, Ra’d-27’ye göre, Allah o kişiyi mutlaka Kendisine ulaştırır. </p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: …Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).<br />
13/RA'D-27: …Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).</p>

<p>Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda şeytanın kulluğundan kendinizi kurtardınız, Allah’ın kulluğuna adım attınız demektir sevgili kardeşlerim (Zumer-17). Allah size derhal Rahîm esmasıyla tecelli eder ve sizi Hakk’tan inen sözleri işiten, gören ve idrak eden biri haline getirir. Mürşidinize ulaşmanızı sağlayan da Allah’tır. Tâbiiyetinizi gerçekleştirdiğiniz noktada ruhunuzun, fizik vücudunuzun ve nefsinizin teslim yolculuğu başlar. Zikriniz arttıkça nefsinizin kalbindeki afetlerin yerini adım adım Allah’ın nurları alır. Ne zaman afetlerin yerine %51 oranında Allah’ın fazl nurları gelip yerleşirse nefsinizin tezkiyesi gerçekleşmiş demektir. Buna paralel ruhunuz da Allah’a ulaşmış, Allah’ın Zat’ında ifnâ olmuştur. Bu noktada 3. kat cenneti, dünya saadetinin de yarısını elde edersiniz. Nefsinizin yüzde yüz nurlandığı noktada ise dünya saadetiniz de yüzde yüze ulaşır.  </p>

<p>İşte bu kadar kolay, bu kadar basit sevgili kardeşlerim. Allah sizi o kadar çok seviyor ki kurtuluşunuzu bu bir tek dileğe bağlamış: “Ey Yüce Allah’ım, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarından kıl.” seklinde yapacağınız bir dilek, sizi hüsrandan alıp iki cihan mutluluğuna ulaştırır.  </p>

<p>Öyleyse kalbinize bakın. Orada Allah’ı görüyor musunuz? Ona ulaşmayı dilediniz mi? Eğer dilediyseniz hiç korkmayın sevgili kardeşlerim. Allah her zaman sizinle beraberdir. Yeter ki siz O’nu hayatınızın merkezine koyun, hedefiniz daima Allah olsun. </p>

<p>Hepinizin kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah sonsuz razı olsun.<br />
DR. ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//hedefiniz-allah-ise-caldiginiz-her-kapi-sizi-mutluluga-goturur/36/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İRCIÎ EMRİ BİR ÖLÜM EMRİ DEĞİLDİR</title>
<description><![CDATA[<p>Bugün dinimizdeki bir yanlış anlaşılmadan bahsedeceğiz. “İrcii emri bir ölüm emridir.” Dinimize asırlardan beri gelip yerleşmiş bir hurafe, “Ruh insana hayat verir. Ancak ölümle insan vücudundan ayrılır, ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür” inancıdır. Kur'ân-ı Kerim’e baktığımız zaman bu inancın tamamen yanlış olduğunu görmekteyiz. Her şeyden evvel insana hayat veren ruh değil, Allah’tır. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim’de, “İnsana hayatı Biz veririz ve Biz alırız.” buyuruyor, “Ruh hayat alır, hayat verir” buyurmamaktadır.</p>

<p>15/HİCR-23: Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.</p>

<p>Ruh yaratıldığı an; programlandığı an ahsendir. Allah'ın bütün emirlerini mutlaka yerine getirir. Bir insan ne zaman günah işlerse Allah’ın ruhu hiçbir günaha iştirak etmez, hemen vücuttan ayrılır. Kişi günah olan fiili işledikten sonra ruh vücuda geri dönüp o günahın mizandaki karşılığı kadar kişinin nefsine azap eder. Halk arasında bu azaba “vicdan azabı” denir.</p>

<p>Ruh bizde bir emanettir. </p>

<p>33/AHZÂB-72: Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.<br />
33/AHZÂB-73: (Bu), Allah’ın münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr’dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli eden).</p>

<p>Sahibi olan Rabbine iki şekilde dönecek şekilde yaratılmıştır. Birincisi ölümle dönüştür. Bir ev düşünün, depremde yıkılmış, o ev depremde yıkılınca artık o evin sakinleri orada yaşayabilir mi? Orayı terk etmek mecburiyetindedir. Tıpkı bunun gibi vücut da ruh ve nefs için bir ev hükmündedir. Fizik vücut ölünce nefs kıyamete kadar bekleyeceği berzah âlemine gider, ruh da vazifeli ölüm melekleri tarafından 7 gök katını aşarak Allah’ın Zat’ına geri döndürülür.</p>

<p>70/MEÂRİC-4: Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.</p>

<p>Ama ister putperest olsun ister Allah’a inansın inanmasın herkesin ruhu bu şekilde mutlaka Allah’a ulaşır. Her insanın ruhu hayattayken veya ölümle mutlaka Allah’a ulaşır. </p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-83: Onlar, hâlâ Allah'ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler.</p>

<p><br />
Yüce Rabbimizin bizden istediği, bize emanet olarak verdiği ruhunu hayattayken kendi gönül rızamızla talep ederek Allah’a ulaştırmaktır. Peygamber Efendimizin lisanıyla ölmeden evvel ölmek, ruhumuzu hayattayken Allah’a ulaştırarak onun ermiş evliyasından olmak… Diyebilirsiniz ki çok zor bir şeyden bahsediyorsunuz. Hayır, tam aksine çok basit, çok kolay. Allahû Tealâ kitabında garanti vermiştir: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım, onu dostum kılarım, onu cennet ehli mutlu bir insan kılarım.”</p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: “...Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”</p>

<p>Kim Allah’a ulaşma dileğinin sahibi olursa Allah verdiği bu söz gereğince o kişiye ibadetleri sevdirir, ona mürşid sevgisi verir, o kişinin hangi istikamette bir eksiği varsa bu konuda onu mutlaka Allah tamamlar ve 7-8 aylık bir süre içerisinde o kişiyi Kendisine ulaştırır, onu ermiş evliyasından kılar. </p>

<p>İşte Kur'ân-ı Kerim’de geçen ırcıî emrinin sırrı budur. Emir kipiyle geçen her şey Kur'ân’da farz hükmündedir ve Allahû Tealâ O’na geri dönmeyi emrediyor, farz kılıyor. </p>

<p>89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.<br />
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!</p>

<p>Bu dönüş insanların zannettiği gibi sadece ölümle değil, hayattayken ruhun Allah’a dönmesidir. Cennet ehli olmak ve bu dünya hayatını mutluluklarla geçirmenin yolu budur.  Ve hayattayken Allah’a ulaşmak, “Ircıî ila rabbiki (Rabbine geri dön)” emri ile farz kılmıştır.</p>

<p>Hepinizin bu güzellikleri yaşamanızı Yüce Rabbimizden dileyerek Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîs-i şerifiyle yazımızı sonlandırıyorum.</p>

<p>“Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki Allah size ondan yedi yüze kadar artan yardımlarda bulunsun.” (K: Acluni keşfü’l hafa c2. shf:291.) (2669)</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN <br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//irci-emri-bir-olum-emri-degildir/35/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allahü teala  bir talep merciidir.</title>
<description><![CDATA[<p>Allah’la insan arasındaki bütün ilişkiler bir arz ve talep sistemini ifade eder sevgili kardeşlerim. Allah talep merciidir, bizden devamlı O’na müracaat etmemizi bekler. O’nun hazinesi sonsuzdur. “İsteyin, vereyim.” diyor. “Dua edin, duanıza icabet edeyim.” </p>

<p>4/NİSÂ-32: Ve Allah'tan, O'nun fazlından isteyin.<br />
2/BAKARA-153: Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.</p>

<p>Allahû Tealâ Bakara-186’da da buyuruyor ki:</p>

<p>2/BAKARA-186: Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler).</p>

<p>Dînin temeli talep etmektir. Her şey bir taleple başlar. Bu talep öyle bir talep olmalıdır ki kişi şartlar ne olursa olsun bunu gerçekleştirmek üzere azmetmelidir. İşte bu seviyeyi ifade eden bir talebi Allah'ın kabul etmemesi mümkün değildir. Allah, kalpten yapılan bütün talepler için hazırdır. Kişiyi o dilediği talep seviyesine ulaştırmak da Allah'ın işidir. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Dua, ibadetin ta kendisidir.”Bir diğer hadîs-i şerifinde de diyor ki: “Allah katında duadan daha üstün bir şey yoktur.”</p>

<p>Öyleyse Allah’a müracaat etmelisiniz sevgili kardeşlerim, tazarru ve niyazda bulunarak O’ndan yardım istemelisiniz. Sevgili kardeşlerim, Allah ile ilişkinizde kalbinize bakacaksınız. Kalbiniz gerçekten bir talebin sahibi mi? Ancak kalbiniz böyle bir talebin gerçekten sahibi ise Allahû Tealâ size iştiyak verir. İştiyak varsa kişinin liyakati yani o hedefe ulaşmaya lâyık olma seviyesi her geçen gün yükselir. Kalple iştiyak arasında derin bir ilişki vardır.</p>

<p>Allah’tan sadece dünyevî talepte bulunanların ahirette bir nasibi yoktur sevgili kardeşlerim. Ama kim Allah’tan dünya ve ahiret için talepte bulunursa onlar için hem dünya hem ahiret müjdesi vardır. </p>

<p>2/BAKARA-200: …Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur.<br />
2/BAKARA-201: Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru.” derse...<br />
2/BAKARA-202: İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı çabuk görendir.</p>

<p>Hepimiz Allah’a ezelde sözler verdik sevgili kardeşlerim, ruhumuzu Allah’a ulaştıracağımıza dair misak (Ra’d-20), fizik vücudumuzu Allah’a teslim edeceğimize dair ahd (Yâsîn-60,61) ve nefsimizi Allah’a teslim edeceğimize dair yemin verdik Allahû Tealâ’ya (Muddessir-38, 39, 40). Allah bizi bu sözlerle Kendisine bağlamış ve bizden bu istikamette talep sahibi olmamızı istiyor. </p>

<p>5/MÂİDE-7: Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki Allah göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.</p>

<p>Önce Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz sevgili kardeşlerim. Kalbinizde gerçek anlamda bu dilek yer almışsa Allah bunu derhal kabul eder ve mutlaka sizi Kendisine ulaştırır (Şûrâ-13). Ruhun tesliminden sonraki fizik vücut teslimi, 3 saatlik bir zikirden 18 saat zikre ulaşmayı gerektirir. Bir kişi Allahû Tealâ’dan bunu istemişse ama zikrini arttırmaya yanaşmıyorsa o kişinin talebi samimi değildir. Kişi bu hedefe ulaşmak yeterli gayretin sahibi olursa bu gayret mutlaka kişiyi hedefine ulaştırır. Kişinin gayreti mürşidin himmetini, himmet, beraberinde Allah’ın nusretini getirecektir. </p>

<p>Öyleyse Allahû Tealâ bir talep merciidir. O’ndan talep edilir. O’na yalvarılır, yakarılır. “Ya Rabbi! Bana da nasip kıl.” diye kalben istekte bulunulur. Kalbî talebiniz varsa Allahû Tealâ size yardım eder, sizi o hedefe ulaşacak olan vasıfları kazandırmak üzere harekete geçer. Bir insanın liyakati ile ulaştığı hedef arasında tam bir paralellik vardır. Ama taleple hedefe ulaşma arasında her zaman tam bir paralellik olmaz. Talebin gerçekleşebilmesi için bu talebin kalpten olması gerekir. Talep yoksa manevî tekâmül gerçekleşemez. Bir insan ne ruhunu Allah'a teslim edebilir ne fizik vücudunu teslim edebilir ne nefsini ne de iradesini. </p>

<p>Hepinizin kalbî talebinizin manevî tekâmülünüz istikametinde olmasını diliyoruz. Sizi çok ama çok seviyoruz. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com </p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allahu-teala-bir-talep-merciidir/34/</link>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 02:41:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sevgiyi yaşayan bir toplum, mutlu bir toplumdur.</title>
<description><![CDATA[<p>Allahû Tealâ bizlerden sevgi üzere bina edilmiş bir toplum vücuda getirmemizi istiyor sevgili kardeşlerim. Bu minvalde birlik ve beraberliği emrediyor her birimize. Bir olmamızı ve sadece başkalarının mutluluğu için yaşamamızı istiyor. Kanunlarını da bizi bu hedefe ulaştırmak için koymuş. </p>

<p>Eğer Allah için olmak istiyorsak seveceğiz sevgili kardeşlerim. Öyle bir toplum vücuda getireceğiz ki herkes birbirini sadece sevecek. Unutmayınız ki birbirini seven bir toplum, mutlu bir toplumdur.  O halde toplumu oluşturan her bir birey, diğerlerini mutlu etmek için yaşamalıdır. Başkaları hakkında değil kötü konuşmak; herkes birbirini övmeli, herkes başka birisinin kendisine yaptığı güzel bir davranışı anlatmalıdır. İşte mutluluk bunun arkasındadır. İnsanlar birbirlerini sevmelidir ve dedikodudan mutlak olarak kaçınmalıdır. </p>

<p>Dedikodu, insanları birbirine düşüren en büyük hastalıktır ve toplumun kanayan yarasıdır. Her kim nefsinin afetlerine tâbî ise onlar dedikodudan asla uzak duramazlar. Şeytan, telkinleriyle devamlı onları başka insanlara karşı kışkırtır ve daima kusur bulmalarına ve bunu başkalarına da anlatmalarına neden olur. Bu insanlar hep başkalarının kendilerine yaptığı kötü davranışlardan söz ederler ama kendilerindeki hataları asla söylemezler. Oysaki hiç kimse yüzde yüz haklı değildir ama nefs, insana kendisini hep haklı gösterir. </p>

<p>Şeytan, nefs vasıtasıyla kişiye hep önemli bir insan olması gerektiğini ve bu önem sebebiyle başkalarının ona saygı duyacağını fısıldar. Bunun için de etrafındaki insanları kontrolü altına alması gerektiğini söyler. Bu, şeytanın korkunç bir tuzağıdır sevgili kardeşlerim. Eğer bir insan gerçekten önemli birisiyse o, başka insanlar tarafından sevildiği için önemli bir kişi olmalıdır. Sevginin açamayacağı kapı yoktur. Nefret sadece nefreti doğurur. İşte dedikodu yapanlar da toplumda sadece nefrete ve düşmanlığa yol açanlardır. Bu, Allah'ın dostlarının asla içinde bulunmaması lâzım gelen bir durumdur. Hucurât-12’de Allahû Tealâ bu konuda emrini açıkça ortaya koymuştur. </p>

<p>49/HUCURÂT-12: Ey âmenû olanlar! Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e:  “Müslümanın en üstünü hangisidir?” diye sorulduğunda: “Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir." buyurmuşlardır.</p>

<p>Eğer Allah’a inanıyorsanız ve ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemişseniz, siz adım adım elinden ve dilinden emin olunan bir kişi olursunuz sevgili kardeşlerim. Kusurları gören değil örten olursanız eğer, Allah’ın sevgilileri arasına girebilirsiniz. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse kıyâmet gününde Allah da onun ayıbını örter.” </p>

<p>“Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.” sözüyle Hz. Mevlâna da bize bu konuda yol göstermiştir. </p>

<p>Sizler Allah’a ulaşmayı dileyenlerseniz eğer, kusur göremezsiniz sevgili kardeşlerim ve hiç kimseyi karşınıza alamazsınız, herkesin yanında olmaya, onlarla dost olmaya çalışırsınız. İnsanın karşısında olan daima şeytandır. Nefsimize fücurlarıyla tesir ederek bizi huzursuz kılan, sıkıntıya sokan, vesvese vererek Allah’ın güzelliklerinden bizi ayırmaya çalışan,  zikrimize mâni olan hep şeytandır. İnsanları birbirleriyle imtihan eden Allah ise sadece mutlu olmamızı ister. Bütün insanların tevhid içinde, dostluğu, kardeşliği yaşamasını ister. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun.”</p>

<p>Allah yolunda kardeşler olmanın tek şartı vardır: Ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilemek. Her kim bu dileğin sahibi ise o, Allah’ın yoluna adımını atmıştır. Mürşidine tâbî olduğu zaman da nefs tezkiyesine başlayacaktır. Aynı anda ruhu da vücudundan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkacaktır. </p>

<p>Hepinizin Allah’a ulaşmayı dileyerek, şeytanın bütün tuzaklarından kendinizi kurtarmanızı ve Allah’ın nurlu ufuklarında hep en güzele doğru yol almanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz.</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//sevgiyi-yasayan-bir-toplum-mutlu-bir-toplumdur/33/</link>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 05:41:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şeytanın kulu olmaktan çekinenler, Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir</title>
<description><![CDATA[<p>Sevgili kardeşlerim, öncelikle bilmelisiniz ki; hepiniz Allah tarafından çok seviliyorsunuz. ve hepiniz mutluluğu yaşamaya lâyık olanlarsınız. Allahû Tealâ bütün insanların mutlu olmasını istiyor ve herkesi mutlu olsun diye yaratmış. Allahû Tealâ en çok insanı seviyor ve insanın dışında yarattığı canlı ve cansız her şeyi insan için yaratmış, insanın emrine âmâde kılmıştır.</p>

<p>45/CÂSİYE-13: Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.</p>

<p>Her şey insan için yaratılmış, peki insan? İnsan da Allah için, Allah’a kul olsun diye yaratılmıştır. </p>

<p>51/ZÂRİYÂT-56: “Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni: Ve Ben, insanları ve cinleri başka bir şey için değil Bana kul olsunlar diye yarattım.” </p>

<p>Abd; kul olmak istikametindeki mânâyı veriyor Kur’ân-ı Kerim’de. Abid de Allah’a ibadet etmek istikametinde bir mânâ veriyor. Evvelâ açık ve kesin bir muhteva tayin edelim ki Allah’a kul olmakla Allah’a ibadet etmek aynı şey değildir. Peki herkes Allah’ın kulu mudur?  Nasıl Allah’ın kulu olunur? Zumer Suresinin 17. âyetinde Allahû Tealâ, sahâbenin nasıl Allah'a kul olduğunu ifade ediyor: </p>

<p>39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!</p>

<p>Âyet-i kerime son derece kesin olarak bütün sahâbenin tagutun kulu olduğunu söylüyor baştan. “vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ: Onlar taguta kul olmaktan, abd olmaktan kaçındılar. Kendilerini kurtardılar.”</p>

<p>İşte bütün sahâbe tagutun kuluymuş. Sonra ne yapmışlar? Allah’a ulaşmayı dilemişler yani Allah’a yönelmişler. Yönelince ne olmuş? Yönelince bütün sahâbe taguta kul olmaktan kendilerini kurtarmışlar ve Allah’a kul olmuşlar. Hem cennet müjdesini hem dünya müjdesini almışlar.</p>

<p>Kur’ân-ı Kerim’de ya şeytanın kulluğu var, ya da Allah’ın kulluğu var, başka bir alternatif söz konusu değil. Bir insan ya Allah’ın kuludur ya da şeytanın kuludur. Eğer Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir noktada iseniz, siz farkında olsanız da olmasanız da isteseniz de istemeseniz de  nefsinizin afetlerinin ve dolayısıyla şeytanın kulu durumunda olursunuz. Bütün insanlar başlangıçta nefslerinin emrinde Nefs-i Emmare kademesindedir. Bundan 14 asır evvel sahâbenin hayatına baktığımızda, içki, kumar, fal okları gibi her türlü kötü alışkanlığın ve yanlış davranış biçiminin sahibi olduklarını görüyoruz. Ancak Resûlullah’ın 23 yıllık eğitimiyle nefslerini tezkiye ve tasfiye ederek tüm kâinata örnek insanlara dönüşmüşle ve bir asr-ı saadeti yaşamışlar. Bu dönüşümün başlangıç noktası ise Allah’a ulaşmayı dilemektir. İşte bu âyet gereğince onlar Allah’a ulaşmayı diledikleri için hem kul olmakla hem de cennetle müjdelenmiştir. Öyleyse şeytana kul olmaktan Allah’a sığınmanın yolu Allah’a ulaşmayı dilemekten geçiyor.  Bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dileyerek şeytana kul olmaktan kurtulmuş ve Allah’a kul olmuşlardır. Allah onları cennetle müjdelemiştir.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: "Kul olmak, duanın kabul edilerek ruhunun yükselerek Allah'a ulaşmasıdır." (Tirmızi, Da'vat, 112.)</p>

<p>Manevi hayatınız, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar. Kalbinizden sıcak bir dilek ulaşacak Allahû Tealâ’ya: Ya Rabbi, ben Seni çok seviyorum, bana emanet olarak vermiş olduğun ruhu Sana dünya hayatındayken ulaştırmak istiyorum, ne olur beni dostlarının arasına kabul et.”</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: "Kim Allah’a ulaşmaya muhabbet duyarsa, Allah da onu Kendisine ulaştırmaya muhabbet duyar. Kim Allah’a ulaşmayı kerih görürse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı kerih görür." (K: Sahihi Buhari 12. cilt hadis no. 2043)</p>

<p>Allah’ın sözü var: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.”  (42/ŞÛRÂ-13)</p>

<p>Mutluluğu hem iç dünyanızda hem iç dünyanızda hem de Allah ile ilişkilerinizde kesintisiz yaşamak için tek bir dileğiniz yeterli. Dileyip dilemediğinizi anlamanız da çok kolay sevgili kardeşlerim. Çünkü çok bariz bir farklılık olur; namazdan hoşlanmazken, zikirden hoşlanmazken, oruç tutmak size ağır gelirken bunların sadece birer zevk olduğunun hayretle müşahede edecek, onun mutluluğuna ereceksiniz. Allah sizde bu değişiklikleri yapar ve sizi Kendisine ve cennetine lâyık kılar.  Allah’ın sizi cennetine layık kılmasının tek bedeli sadece bir dilekte bulunmanızdır: Allah’a ulaşmayı dilemek. </p>

<p>Hepinizin sonsuz mutluluklara ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum inşallah. </p>

<p>Allah hepinizden razı olsun.</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN<br />
ibrahimlive.com</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//seytanin-kulu-olmaktan-cekinenler-allah-a-ulasmayi-dileyenlerdir/32/</link>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bayramınız bayram olsun</title>
<description><![CDATA[<p>Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir Ramazan’ı daha hep birlikte idrak etmenin ve bayrama kavuşmanın sevinci içindeyiz. Bayramınız mübarek olsun, bayramınız bayram olsun sevgili kardeşlerim. Hepiniz için Allah ile bir ve beraber, mutluluğun şahikasına ulaştığınız bir bayram diliyoruz.  </p>

<p>Ramazan Bayramı nefsiyle cihad edenlere Allah’ın bir lütfu, bir büyük ihsanıdır. Bir ay boyunca yaptığımız ibadetlerimizin, Allah için tuttuğumuz oruçlarımızın, zikrimizin, hayır ve hasenatımızın mükâfatını aldığımız coşku dolu, mutluluk dolu, sevinç dolu özel bir zaman dilimidir. Ramazanı bitirmenin büyük sevincini paylaşmak üzere Allahû Tealâ bayramı koymuştur.</p>

<p>Kâinattaki en büyük dostumuz Allah’tır sevgili kardeşlerim. Ve O, En Büyük Dost her günümüzün bayram sevinci içinde geçmesini ister. İster ki kalbi Allah’ta olan, Allah için yaşayan, Allah için nefsini ıslah edici ameller yapan herkes mutluluğu dört başı mamur yaşasın. Bunun bütün kolaylıklarını da Kur’ân-ı Kerim’e koymuştur. </p>

<p>2/BAKARA-185: Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. </p>

<p>KUR’ÂN-I KERİM TAKVA SAHİPLERİ İÇİN HİDAYET REHBERİDİR <br />
Kur’ân-ı Kerim takva sahipleri için bir hidayet rehberi, bir nur ve bir öğüttür sevgili kardeşlerim. Kur’ân-ı Kerim’e göre takva sahibi olmanın ilk adımı da Allah’a ulaşmayı dilemektir. </p>

<p>2/BAKARA-2: İşte bu Kitap ki O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.<br />
30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.</p>

<p>Elimizde bir muazzam reçete var sevgili kardeşlerim, Allah’ın reçetesi. Sizi mutluluğun zirvesine taşıyacak olan bir reçete: Kur’ân-ı Kerim. Her kim Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’ini hayatına tatbik etmek istiyorsa onun için bütün kapılar ardına kadar açıktır. Yeter ki siz isteyin, siz Allah’ın sizden istediği o bir tek adımı atın sevgili kardeşlerim. Siz bir adım atın ki Allah size on adımla gelsin.  </p>

<p>Allah’ın sizden istediği o bir tek adım, kalben Allah’a ulaşmayı dilemenizdir. İnsanla Allah arasındaki ilişkilerin temelinde bu bir tek dilek vardır. Bu dilek varsa kişi Allah ile dostluğun ilk adımını atmıştır. Ve kim bu dostluğa adımını atmışsa bayram onun için gerçek bir bayram olur. Allah daima sizin en iyiye ulaşmanızı ister ve size en güzeli vermeye her zaman hazırdır. Sizi hedefinize götürecek olan Allah’tır. Bir tek dileğinize karşılık size yaptığı yardımlarla sizi nefs tezkiyesine ehil kılan da ruhunuzu Allah’a ulaştıran da O’dur. </p>

<p>Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. </p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).</p>

<p>Hepimiz Allah ezelde sözler verdik sevgili kardeşlerim. Ruhumuzu Allah’a ulaştıracağımıza dair misak, nefsimizi tezkiye edeceğimize dair yemin, fizik vücudumuzu Allah’a kul edeceğimize dair de ahd verdik Allahû Tealâ’ya (Ra’d-20, Muddessir-38, 39, 40, Yâsîn-60, 61) Bu üç yemini yerine getirmedikçe İslâm olmamız mümkün değildir. İslâm, Allah’a teslim olmak demektir. Teslim olmanın ilk adımı da kalben Allah’a ulaşmayı dilememizdir. Bu dilek bizi Allah’ın bizim için tayin ettiği mürşide ulaştırır. </p>

<p>İşte bu güzel bayram gününde sizlere Allah’a teslim olmanın sırrını veriyoruz. Son derece kolay bir kurtuluş reçetesi. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Dilediniz mi, siz size düşeni yaptınız, Allah’a doğru bir adım attınız. Gerisi Allah’a ait sevgili kardeşlerim. Her bir adımınıza Allah’tan mutlaka on adım karşılık alırsınız. Allah, derhal üzerinizde Rahîm esmasıyla tecelli eder ve art arda verdiği furkanlarla sizi gören, işiten ve idrak eden bir hale getirir. Sizi mürşidinize ulaştıran da Allah’tır. Mürşidinize ulaştığınız anda ruhunuzun, fizik vücudunuzun, nefsinizin ve iradenizin Allah’a teslim yolculuğu başlamıştır. Her kademede Allah’a biraz daha, biraz daha yakın olursunuz. Mutluluğunuz da buna paralel olarak artar. </p>

<p>Allahû Tealâ Nisâ-175’te buyuruyor ki: </p>

<p>4/NİSÂ-175: Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (A,llah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).</p>

<p>Allah’a sarılmak demek, Allah’a ulaşmayı dilemek demektir sevgili kardeşlerim.</p>

<p>“Ey Yüce Allah’ım, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarında kıl.” şeklinde yapacağınız bir tek dilek, sizi Allah’ın en sevdiklerinin arasına alacak anahtardır. Bayramınızı bayram kılacak olan da işte bu anahtardır sadece. </p>

<p>O halde seçim sizin sevgili kardeşlerim. Sizler de hayatınızın en güzel bayramını yaşamak istiyorsanız, daha evvel hiç tatmadığınız bir huzura, mutluluğa gark olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken anahtarı çevirip kilidi açmak. Gerisi düğün bayram, gerisi cennet ve dünya mutluluğu.</p>

<p>Hepinizin Allah’a ulaşmayı kalben dileyerek Allah’ın ölçülerinde bir bayram sevinci yaşamanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//bayraminiz-bayram-olsun/31/</link>
<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 08:36:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kalbinizi Allah'a açın</title>
<description><![CDATA[<p>DR. ABDULCABBAR BORAN, RAMAZAN BAYRAMINA ÖZEL AÇIKLAMALARDA BULUNDU: </p>

<p>BAYRAMINIZ BAYRAM OLSUN İSTİYORSANIZ, KALBİNİZİ ALLAH’A AÇIN. DUALARINIZIN SULTANI ALLAH’TAN ALLAH’I DİLEMEK OLSUN. </p>

<p>Her platformda kâinatın mutluluğuna talip olduğunu söyleyen Dr. Abdulcabbar Boran,  Ramazan Bayramı’na özel konuşmasında gönüllerde bayram coşkusuna değindi. Boran, Allah’a inanmanın ötesinde ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dilemenin farziyetine dikkat çekerek, Allah’ın bütün insanlar için hedeflediği bayram coşkusuna ancak bu dilekle erişebileceğinin altını çizdi. </p>

<p>RAMAZAN BAYRAMI, NEFSİYLE CİHAD EDENLERE ALLAH’IN BİR LÜTFUDUR.</p>

<p>“Ramazan Bayramı mü’minler için Allahû Tealâ’nın bir büyük ihsanıdır.” diyen Boran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bayram, bir ay boyunca yaptığımız ibadetlerimizin, Allah için tuttuğumuz oruçlarımızın, zikrimizin, hayır ve hasenatımızın mükâfatını aldığımız coşku dolu, mutluluk dolu, sevinç dolu özel bir zaman dilimidir. Ramazanı bitirmenin büyük sevincini paylaşmak üzere Allahû Tealâ bayramı koymuştur. Yüce Rabbimiz, her günümüzün bayram sevinci içinde geçmesini ister. İster ki kalbi Allah’ta olan, Allah için yaşayan, Allah için nefsini ıslah edici ameller yapan herkes mutluluğu dört başı mamur yaşasın.”</p>

<p>KUR’ÂN-I KERİM TAKVA SAHİPLERİ İÇİN HİDAYET REHBERİDİR <br />
Boran, Kur’ân-ı Kerim’in takva sahipleri için bir hidayet rehberi, bir nur ve bir öğüt olduğunu hatırlatarak: “Kur’ân-ı Kerim’e göre takva sahibi olmanın ilk adımı Allah’a ulaşmayı dilemektir.” dedi.<br />
2/BAKARA-2: İşte bu Kitap ki O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.<br />
30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.</p>

<p>Boran, açıklamalarına şöyle devam etti: “Elinizde muazzam bir reçete var, sizi mutluluğun zirvesine taşıyacak olan bir reçete: Kur’ân-ı Kerim. Her kim Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’ini hayatına tatbik etmek istiyorsa onun için bütün kapılar ardına kadar açıktır. Yeter ki siz isteyin, siz Allah’ın sizden istediği o bir tek adımı atın.  Allah’ın sizden istediği o bir tek adım, kalben Allah’a ulaşmayı dilemenizdir. İnsanla Allah arasındaki ilişkilerin temelinde bu bir tek dilek vardır. Bu dilek varsa kişi Allah ile dostluğun ilk adımını atmıştır (Bakara-257). Ve kim bu dostluğa adımını atmışsa bayram onun için gerçek bir bayram olur. Allah daima sizin en iyiye ulaşmanızı ister ve size en güzeli vermeye her zaman hazırdır. Sizi hedefinize götürecek olan da gene Allah’tır. Bir tek dileğinize karşılık size yaptığı yardımlarla sizi nefs tezkiyesine ehil kılan da ruhunuzu Allah’a ulaştıran da O’dur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır.” </p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).</p>

<p>“İşte bu güzel bayram gününde sizlere Allah’a teslim olmanın sırrını veriyoruz. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Dilediniz mi, siz size düşeni yaptınız, Allah’a doğru bir adım attınız. Gerisi Allah’a ait. Her bir adımınıza Allah’tan mutlaka on adım karşılık alırsınız. Allah, derhal üzerinizde Rahîm esmasıyla tecelli eder ve art arda verdiği furkanlarla sizi gören, işiten ve idrak eden bir hale getirir. Sizi mürşidinize ulaştıran da Allah’tır. Mürşidinize ulaştığınız anda ruhunuzun, fizik vücudunuzun, nefsinizin ve iradenizin Allah’a teslim yolculuğu başlamıştır. Her kademede Allah’a biraz daha, biraz daha yakın olursunuz. Mutluluğunuz da buna paralel olarak artar. </p>

<p>SEÇİM SİZİN</p>

<p>Boran, Nisâ-175’e vurgu yaparak: “Kim Allah’a sarılmayı dilerse Allah onu Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine alır. Ve onu Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e hidayet eder.” dedi. Ve sözlerini şöyle tamamladı: “Bir tek dilek: ‘Ey Yüce Allah’ım, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarında kıl.’ şeklinde yapacağınız bir tek dilek, sizi Allah’ın en sevdiklerinin arasına alacak anahtardır. Bayramınızı bayram kılacak olan da işte bu anahtardır sadece. O halde seçim sizin. Sizler de hayatınızın en güzel bayramını yaşamak istiyorsanız, daha evvel hiç tatmadığınız bir huzura, mutluluğa gark olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken anahtarı çevirip kilidi açmak. Gerisi düğün bayram, gerisi cennet ve dünya mutluluğu.</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//kalbinizi-allah-a-acin/30/</link>
<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hayatınızda beklediğiniz her mutluluk, Allah''ın emrine iteatten geçer.</title>
<description><![CDATA[<p>İnsanoğlunun peşinden koştuğu tek hakikat, Allah’ın bizler için garanti ettiği mutluluktur. İnsanlar yaratılışının gereği olarak hep huzur ve saadeti arıyor. Mutluluğun olmadığı hayat, hayat değil. Ama mutluluk bedava bir olay değil. </p>

<p>Mutluluk; </p>

<p>*İç dünyamızda, <br />
*Dış dünyamızda ve <br />
*Allah ile olan ilişkilerimizde, kesintisiz sulh ve sükûn halinin oluşması ve kavganın bittiği bir yeri ifade ediyor. </p>

<p>İnsanoğlunun yaratılışına baktığımız zaman, alelâde bir varlık değil, kâinatşümul bir varlık olduğunu görüyoruz. Zahiri âleme ait olan bir fizik vücut, berzah âlemiyle alâkalı bir nefs ve emr âlemiyle alâkalı bir ruh olmak üzere üç vücuttan oluşur. Ve dikkat ederseniz, bu söylediğim üç olay da nefsimizin manevî kalbindeki afetlerin, evvelâ kontrol altına alınması, daha sonra tasfiyesiyle, temizlenmesiyle elde ediliyor. Ama günümüz insanına baktığımız zaman ne yazık ki dünyevi her şeyi biliyorlar, ama bilmeleri gereken nefs tezkiyesi ve tasfiyesini bilmiyorlar. Hepimiz bu dünya hayatında maişetimizi kazanmak üzere okullara gitmiş, mezun olmuş, diplomalarımızın gereği olarak bir yerde çalışıyoruz. Ve belki tatbikatta değil ama teorik planda çok şey biliyoruz. Ama neyi bilmiyoruz? Peşinden koştuğumuz mutluluğu nasıl elde edeceğimizi bilmiyoruz. </p>

<p>Allah insanı o kadar çok seviyor ki; insan için vazettiği mutluluğu tek bir dileğe bağlamış:  Allah’a ulaşmayı dilemek. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştıracağına söz veriyor.</p>

<p>ŞURÂ-13: “…Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştırır.”</p>

<p>Allah’ın sözünde değişiklik olmaz. Verdiği söz gereği, ruhun Allah’a teslimi Allah’ın garantisinde. Kimin kalbinde Allah’a ulaşma dileği varsa Allahû Tealâ anında işitiyor ve biliyor ve görüyor; derhâl Rahîm esmasıyla tecelli ediyor ve 7-8 ay gibi kısa bir sürede o kişinin ruhu Allah’a ulaşıyor, fizik vücudu şeytana kul olmaktan kurtuluyor. Yani kısacası üç tane cennet ve dünya saadetinin yarısı herkese hibe ediliyor, hediye ediliyor. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V), hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor: “Ölmeden evvel ölünüz.” Ölmeden evvel ölünüz hadîsi, ruhun bu dünyadayken Allah’a ulaşmasını ve kayıtsız şartsız Allah’a teslim olmayı ifade ediyor. </p>

<p>Hepimizi yoktan var eden Allahû Tealâ’nın, insanlık tarihi boyunca hanif fıtratıyla yarattığı bütün insanlar için öngördüğü reçete tek. Âdem (A.S)’ın dönemindeki reçete, Nuh (A.S) döneminde, İbrâhîm (A.S) döneminde, yani hangi zaman dilimini incelerseniz inceleyin, hanif fıtratıyla yaratılan insanları görürsünüz: </p>

<p>RÛM-30: “Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz.” Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”</p>

<p>Ve hanif fıtratıyla yaratılan insanlar için Allah’ın indirdiği tek dîn; hanif dîni. </p>

<p>ÂLİ İMRÂN-95:  “De ki: Allahû Teâla doğruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. İbrâhim'in dînine tâbî olun. Ve o, müşriklerden olmadı.”</p>

<p>Bu dîni yaşamamız halinde mutlu olabileceğimizi Allahû Tealâ defaatle tekrar ederek söylüyor.  Şimdi ahir zamandayız. Ahir zamanda herkesin hidayeti unuttuğu bir dönemdeyiz. “Hidayet unutulursa ne olur?” derseniz, hidayet unutulursa o kişinin mutluluğa ulaşması mümkün değil. Çünkü Allah’ın indirdiği mutluluk kılavuzumuz olan bütün Kutsal Kitapların hedefi hidayet, hidayetin hedefi de mutluluk. Hidayetin tarifine bakıyoruz:   </p>

<p>ÂLİ İMRÂN-73: “…Muhakkak ki hidayet, Allah'a ulaşmaktır.”<br />
BAKARA-120: “…Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”</p>

<p>Bunları neden söylüyorum? İnsan bu zahiri âlemi, maişetiyle (eviyle, arabasıyla vs.) dört başı mamur yaparsa da bu zahiri âlemde mutlu olamaz. Nefsindeki 19 afet sebebiyle şeytan devamlı afetlere tesir eder, devamlı iç dünyasında kavgayı yaşar. Bu kavga; ailesinde eşine sirayet eder, bu kavga; mahallede komşusuna sirayet eder, bu kavga; ülkede başka insanlara sirayet eder. Biz insanlar yaşadığımız hayatta tek biletli bir yolculuk yapmıyoruz, daima çift biletimiz var.  İşte Osmanlı diyor ki: “Ne kendi eyledi rahat, ne âleme verdi huzur, çekti gitti dünyadan, dayansın ehl-i kubur.” İnsanoğlu kendine verdiği zarar kadar etrafa da zarar veriyor, ama tersi de mümkün; eğer siz mutlu ederseniz, mutlu olursunuz.  Öyleyse herkesin Allah’ın hakikatlerini unuttuğu ve hayatından tamamen çıkardığı bir dönemde Allah’ın reçetesini dikkate alarak hepimiz hayatımızı tanzim etmek durumundayız. </p>

<p>BAKARA-186:  “Ve kullarım sana Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler. Bana âmenû olsunlar ve böylece irşada ulaşsınlar.” </p>

<p>Allah bütün insanları Kendi Zat’ına davet eder:</p>

<p>“YÛNUS-25: “Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.”</p>

<p>Allaha ulaşmayı dilemek, Allah’ın temel emrine ve davetine icabet etmektir. Sadece bize düşen, onu talep etmemiz: “Ya Rabbi! Ben de ölmeden evvel Sana ulaşmayı diliyorum.” Ama bu dilek dilden olmayacak, kalpten olacak. Dileğiniz kalpten olduğu sürece Allah’ın size icabet etmemesi mümkün değil.</p>

<p>Hepinizin hem dünya saadetine hem cennet saadetine ulaşmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz. </p>

<p>Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//hayatinizda-beklediginiz-her-mutluluk-allah-in-emrine-iteatten-gecer/29/</link>
<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 19:17:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Fatiha'daki yakarışımız.</title>
<description><![CDATA[<p>Bütün sureler, Allah’ın bize olan hitabıdır. Ama Fatiha Suresi, bizim Allah’a niyazımızdır. münacaatımızdır, müracaatımızdır. Allah’a bizim seslenmemizdir. Fâtiha Suresi, Kur’ân-ı Kerim’deki 114 sureden, kulların Allah’a yakarışını ihata eden tek suredir. 113 tane surede Allahû Tealâ bize mesajını ulaştırırken Fâtiha Suresinde bizim Allahû Tealâ'ya nida edişimiz var. </p>

<p>Normal standartlarda sünnetleriyle beraber farz namazlarını kılan bütün insanlar için günde bu sureyi kırk defa söylemek söz konusudur. Kur’ân’ın en çok okunan suresi. Ve bu muhtevaya baktığımız zaman insanların Fâtiha Suresinin mânâsını aslında hiç iç dünyalarına yerleştiremediği neticesine ulaşıyoruz. Allahû Tealâ acaba neler söylüyor bu surede? </p>

<p>Fâtiha-5’e bakalım: iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu): (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane (mürşidimizi) isteriz.</p>

<p>Günde 5 vakit namaz kılan kişi Fâtiha Suresini günde 40 defa okuyor ve günde 40 defa “Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır.” diyor. Yani Allahû Tealâ’ya diyoruz ki; biz söylüyoruz, bizim niyazımız, bizim sözümüz: “iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn: “Yalnız Sana kul oluruz. Senden başka kimseye kul olmayız.” Ve sonra da devam ediyoruz:  Yalnız Senden istiane isteriz.”</p>

<p>İstiane; yalnız Allah’tan istenen bir yardım.  Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: "Cebrail kardeşimin bana öğrettiği iki namazdan biri istihare, diğeri hacet namazıdır."<br />
Kişi bir kararın kendisi için uygun olup olmadığını istihare namazı kılarak Allah'tan sorabilir. İkinci namazın adı hacet namazıdır.  Dünyaya ya da manevî âleme ait bir şey isteniyorsa hacet namazı kılınır. Allahû Tealâ bu konudan Bakara-45 ve 46’da da bahsediyor:</p>

<p>2/BAKARA-45: (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.<br />
2/BAKARA-46: Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.</p>

<p>Burada Allahû Tealâ "namazla" sözüyle hacet namazını ifade etmektedir. İstiane; Allah’tan istenen bir yardım ve Sıratı Mustakim’le %100 alâkalı bir yardım. Fâtiha Suresi insanların Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) nasıl ulaştıklarını açıklıyor bize.  Ruhumuzun Allah’a doğru yola çıkması için mutlaka mürşidimize ulaşmak mecburiyetindeyiz.  Kişi eğer gerçekten Allah'a ulaşmayı dilerse, hacet namazı kılar, sabrederse, Allahû Tealâ mutlaka mürşidini gösterir. Ama Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir insan “Ben Allah'a ulaşmayı istiyorum, Allah bana mürşidimi göstermiyor.” diyorsa, o kişi bilsin ki, Allah sadece Allah'a ulaşmayı dileyenlere mürşidini gösterir. İstek olsa Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösterir. Çünkü Allahû Tealâ şöyle diyor: </p>

<p>29/ANKEBÛT-5: Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o takdirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.</p>

<p>İnsanlar vardır hem Allah'a ulaşmayı dilemezler hem de hacet namazını kılarak Allah'tan devamlı mürşidlerini sorarlar. Allahû Tealâ da onlara sabırlı da olsalar mürşidlerini hiç göstermez. Hacet namazı kılınıp da Allah'tan sorulduğu zaman o şeye ehil olunmalıdır.</p>

<p>Öyleyse “iyyâke nestaîn” demek ki açıkça, “Yalnız Senden istiane isteriz.” Yani “Bize mürşidimizi yalnız Sen gösterebilirsin.”</p>

<p>Kişiye mürşidini Allah'tan başka kimse gösteremez. Bu sebeple istiane sadece Allah'tan istenir.  Yani mürşidin seçimi Allah’a aittir. NAHL-9’da “sebîl” diyor Allahû Tealâ; “Sebillerin tayini Allah’a aittir.” Kimin hangi çeşmeden su içeceğinin kararı kişiden değildir, seçimi Allah yapar. </p>

<p>Sonucuna gidelim konunun: FATİHÂ-5: “iyyâke nestaîn(nestaînu): “Yalnız Senden istiane isteriz.” Neden?  FATİHÂ-6: “ ihdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme): Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır. Yani Senin istianenle, Senin göstereceğin mürşide tâbî olmakla biz Sıratı Mustakîm’e ulaşalım. İstiane, Sıratı Mustakîm'e ulaşmak için istenilmektedir. Ve nasıl isteneceği de Bakara- 45 ve 46’da açıklamış. Nasıl ulaştırıyor Allahû Tealâ Sıratı Mustakîm’e? Hacet namazını kılıyoruz, bize irşad makamını gösteriyor; gidiyoruz, tâbî oluyoruz. Tâbî olunca ruhumuz vücudumuzdan ayrılıyor ve Sıratı Mustakîm’e ulaşıyor.</p>

<p>Sıratı Mustakîm, insan ruhunu Allah'a ulaştıran yolun adıdır. En’âm Suresinin 87. âyetinde Allahû Tealâ diyor ki:</p>

<p>6/EN’ÂM-87: Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).</p>

<p>İşte Nisâ-175: 4/NİSA-175: Böylece Allah'a âmenû olanları (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).</p>

<p>İnsanoğlunun hidayeti, ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. (Âli İmrân-73). Ruhun hidayeti Allah’a ulaşmak ve Allah’a böylece teslim olmaktır. Allah’a kul olmak, ruhun Allah’a teslimi yalnız Sıratı Mustakîm üzerinden yapılan bir yolculukla gerçekleşebilir. Onun için Allahû Tealâ’ya diyoruz ki: “İstianeni ver, biz mürşidimize ulaşalım, tâbî olalım. Ve o tâbiiyetten sonra da ruhumuz vücudumuzdan ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşsın.” Allahû Tealâ: “Onları, Allah’a ulaşmayı dileyenleri, Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e ulaştırırım.” diyor. Bizim talebimiz üzerine gerçekleşiyor olay. Ve Allah’tan soruyoruz, mürşidimizi gösteriyor. Tâbî oluyoruz ve Allahû Tealâ o zaman bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor. </p>

<p>Resûlullah (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Öyle insanlar vardır ki (âdeta) hayrın anahtarı, şerrin kilididir.” Şimdi sualim var size; Allah’a ulaşmayı dilemek hayır mıdır? Evet. Şerrin kilidi nedir? Yine (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: “Şeytanın kapısını zikirle kilitleyiniz.” Allah’a ulaşmayı dileyerek hayrın anahtarını, zikrederek de şerrin kilidini elinize alacaksınız; Allah, Allah, Allah diye zikrederek huşûya ulaşacaksınız ve Allah sizi Sıratı Mustakim’ine ve Kendi Zat’ına ulaştıracak inşallah.</p>

<p>Hepinizin Sıratı Mustakîm üzere olanlardan olmanızı Yüce Rabbimizden diliyorum ve sizleri çok seviyorum. </p>

<p>Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR ABDULCABBAR BORAN<br />
 <br />
 </p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//fatiha-daki-yakarisimiz/28/</link>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dünyada rahat vardır</title>
<description><![CDATA[<p>Dünyada rahat yoktur diyorlar; lâ rahate fid dünya. Dünyada rahat yoktur demek, dünyada sulh ve sükûn yoktur, mutluluk yoktur demek. Acaba rahattan ne kastediliyor? Ne zaman rahat edersiniz, rahat hissedersiniz kendinizi? Probleminiz olmadığı zaman. Nedir rahat olmak? Rahat olmak, mutlu olmak demektir. Rahat olmak ve mutlu olmak ne ile ifade edilir? Sulh ve sükûn haliyle ifade edilir. İç dünyanızda kesintisiz bir sulh ve sükûn hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Dış dünyanızda kesintisiz bir mutluluk hâli, bir rahatlık hâli oluşmalıdır. Allah ile olan ilişkilerinizde de kesin bir mutluluk hâli oluşmalıdır. Kesintisiz bir rahatlık, bir mutluluk. Kur’ân-ı Kerim bunu farz kılmış mı? Allah, hedef olarak mutlu olmamızı Kur’ân’da belirtmiştir. Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak. </p>

<p>Zâriyât-56’da: “Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; (Allah'a) Bize, kul olsunlar diye yarattık.” buyruluyor.</p>

<p>Allahû Teâlâ’nın yarattığı insandan istediği tek bir şey vardır; o insanın mutlu olması. Allah’a kul olması için yaratılan insanın mutlu olması ise sadece ve sadece şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmasına bağlıdır. Şu mutluluğa gelin beraberce bakalım. Allahû Tealâ, insanlara Allah’a kul olmayı emrettiği cihetle acaba nereye yönlendirmek istiyor? Mutluluğa sevgili kardeşlerim. Şu, dünyada rahat yoktur iddiasının aksini ispat etmeye çağırıyor Allahû Tealâ:</p>

<p>39/ZUMER-17: “vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ibâd(ibâdi): Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”</p>

<p>Ne yaparak kurtarmışlar? Allah’a yönelmişler, Allah’a ulaşmayı dilemişler. Diledikleri anda da taguta kul olmaktan kendilerini kurtarmışlar. “Onlara müjdeler vardır; kullarımı müjdele.” diyor Allahû Tealâ.  Yani bütün sahâbe, bütün insanlar gibi başlangıçta taguta kul idi. Yani onlar için de dünyada rahat yoktu. Zaten her türlü yanlışlık, bütün sahâbe tarafından, sahâbe olmadan evvelki hayatlarında tahakkuk ediyordu. Yol kesip kervan soyuyorlardı. Fal oklarına bakıyorlardı. Küçücük kız çocuklarını küçücükken, 2-3 yaşında iken, belki de daha henüz bebekken diri diri mezara gömüyorlardı. Bütün kabileler arasında kan davası vardı. Herkes birbirini öldürüyordu. Kadınlara saldırmak, yanlış davranışların hepsi, sahâbede sahâbe olmadan evvel mevcuttu.</p>

<p>Öyleyse onlar için gerçekten dünyada rahat yoktu. Her an tetik üzerindeydiler. Her an düşmanlarından biri onları öldürmek için gelebilirdi, kan davaları sebebiyle. Onun için Allahû Tealâ: Âli İmrân-103’te: “Siz birbirinizin can düşmanıydınız. Sonra Allah sizin kalplerinizi telif etti de can dostları oldunuz. Siz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın (Allah’a ulaşmayı dileyin). Siz bir ateş çukurunun kenarındaydınız da Allahû Tealâ sizi, o ateş çukurundan kurtardı; kalplerinizi telif etti ve sizleri birbirinize dost kıldı. Birbirinize sevdirdi, birbirinizin dostu kıldı, can dostları yaptı.” diyor.</p>

<p>Öyleyse ondan evvel sahâbe de dünyada rahat yüzü görmeyen insanlardı. Ama ya sahâbe olduktan sonra, ya daimî zikre ulaştıkları zaman? O zaman dünyadaki en mutlu insanları oluşturdular.  Mutluluksa rahata tam bir eşitlik sağlar.  </p>

<p>Mutluluk, aynı zamanda Allah’ın temel emridir. Neden öyle söylüyoruz? Çünkü nefs devamlı insanı huzursuz edecek meseleler icat edecektir. Şeytan da ona vesvese verecektir. Bir insan nefs tezkiyesini bilmiyor ve yapmıyorsa mutlu olamaz. Bu sebeple nefs tezkiyesini de nefs tasfiyesini de   Allah farz kılmış üzerimize. Şems-9: “Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” buyruluyor. </p>

<p>Öyleyse mutluluk insanların zannettiği gibi zenginlikle değil, şan şöhretle değil, makamla değil, başarıyla değil; mutluluk Allah’ın zikriyledir. İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’de özellikle Yûnus Suresinin 57 ve 58. âyetlerinde: “Ey insanlar! Size Rabbinizden öğüt ve göğsünüzdeki hastalıklara şifa geldi. Bu, mü’minler için rahmet ve hidayettir.” diyor ama Yûnus-58’de Allahû Tealâ: “Mutlu olmak isteyenler bununla mutlu olsunlar.” diyor. Neyle mutlu olsunlar? Yani nefsin manevî kalbindeki afetleri zikirle temizlesinler ve böylece iki cihan saadetinin sahibi olsunlar. Allah’ı zikretmek (Allah’a ulaşmayı diledikten ve mürşide tâbiiyetten sonra yapılan zikirden bahsediyoruz) nefsin afetlerini temizleyen ve sizi huzura ulaştıran tek ibadettir. Allahû Tealâ Ra’d-28’de “Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?” buyuruyor.</p>

<p>Öyleyse Allah’ın insanlardan istediği hedef, herkesin zirve noktada mutluluğu yaşaması. Bu mümkün müdür? Evet, bir dilekle ve mürşide tâbiiyetle mutlaka herkes için kapılar açık.  Kim size derse ki: “Mürşide ulaşmadan, kimse cennete ulaşamaz.” Doğru değil. Kur’ân-ı Kerim’e uymuyor. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes, dilediği andan itibaren Allah’ın cennetinin sahibidir. Kendini aldatmasın. Sözle dilemek başka şey, kalpten dilemek başka şey. Kalpten dilediği zaman o kişinin her şeyi değişir. Namaz kılmayı sevmeye başlar, oruç tutmayı sevmeye başlar, zekât vermeyi sevmeye başlar. Allah’ın bütün güzellikleri ona güzel görünmeye başlar. O kişi mutluluğu yaşamaya başlamıştır bile. Dünyada rahat onun için, bu ibadetleri yaparken başlar. Dilerse kişi, bu noktadan itibaren mutluluk için ilk adım atılacaktır. Allah’a ulaşmayı diledikten sonra rahat başlar. Neden başlar? Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes tagutla devamlı bir ilişki içerisindedir. Tagut; insan ve cin şeytanlar. Ve tagut, o insanlara münkerle ve fuhuşla emrederler. Nûr-21’de Allahû Tealâ diyor ki:</p>

<p>“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa onlar, münkerle ve fuhuşla emrolunurlar. Ve Allah’ın rahmeti ve fazlı üzerinize olmazsa içinizden hiç biriniz nefsinizi tezkiye edemezsiniz.” diyor.  Yani mutluluğun; dünya mutluluğunun yarısına dahi ulaşamazsınız. Hep şeytanın, insan ve cin şeytanların telkinlerine açık olursunuz. Ve hep huzursuz olursunuz, hep büyük sıkıntıları yaşarsınız. Bir hadîs-i şerifte (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Mü’min için Allah’a Vuslat’tan (kavuşmaktan) başka bir rahat, saadet yoktur." (Ramûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 4505)</p>

<p>Öyleyse şu dünyaya gelen bütün insanlar, Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedirler. Her şey onunla başlar.  Dünyada rahat olduğunu görecektir bir hiç karşılığı; sadece bir dilek: Allah’a ulaşmayı dilemek.</p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN.</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//dunyada-rahat-vardir/27/</link>
<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 01:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dinin sağlanması mutluluktur.</title>
<description><![CDATA[<p>Sevgili kardeşlerim, bir maksat için yaratıldınız; mutlu olmak. Allahû Tealâ var ettiği dîni, sizi mutlu kılmak üzere var etmiştir. Allah, sizin şu kâinat içinde en büyük dostunuz. Sizi sevenlerin arasında en çok seven sadece Allah’tır. Ne anneniz, ne babanız ne evlâtlarınız ne etrafınızdaki insanlar, sizi Allah kadar sevemez. Sizi, hepinizi en çok seven Allah’tır. O sevdiği için varsınız. Yaratmayı diledi ve siz dünyaya geldiniz.  </p>

<p>Allahû Tealâ’nın insanı yaratış dizaynına baktığımız zaman üç vücuttan müteşekkil bir insan görüyoruz. Topraktan yaratılan bir fizik vücut (Hicr-26), Allahû Tealâ’nın Zat’ından üfürdüğü bir ruh (Secde-9), ve dizayn edilen bir nefs (Şems-7) olmak üzere 3 vücuttan oluşuyoruz. </p>

<p>Bugün insanların mutsuz ve huzursuz olmasının arkasında işte bu nefs adı verilen varlık var.  Bize ait ama bize düşman. Bu düşmanı ele geçiren bir de dış düşman var, o da iblis. Bütün kavgalar, hastalıklar bu nefsteki afetlerden kaynaklanıyor. Hz Ali’nin deyimiyle ifade edersek: “Ey insanoğlu, derdin var sende, onu bilmiyorsun, dermanın var sende, onu görmüyorsun, bütün kâinat senin içine yerleştirilmiş. Ey insanoğlu, sen kendini alelâde bir varlık mı zannediyorsun?”  </p>

<p>Allahû Tealâ’nın bize üfürdüğü ruhun tam zıddı özelliklerle dizayn edilen bir nefsimiz var. İşte bütün derdimiz bu nefstir. Bugüne kadar hem sizin hem tanıdıklarınızın yaşadığı ne kadar kavga varsa, gidin konuşun, göreceksiniz ki; bütün kavgaların, huzursuzlukların arkasında nefsin bu 19 afetinden mutlaka biri, ya da birkaçı vardır. Nedir bu afetler? “Kin ve nefret, küfür, yalan, dedikodu, haset, cehalet, cimrilik, mürailik, kibir ve gurur, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, zulüm, sabırsızlık, isyan, hırs ve şehvet, fitne fesat, isyan, nankörlük.” </p>

<p>Peygamber Efendimizin bir adı da tabîb-el kulûb’dur, yani kalplerin doktoru. Demek ki hasta olan ve tedavi edilmesi gereken manevi bir kalbimiz var. Peki bu zulmü, huzursuzluğu hayatımızdan nasıl çıkarabiliriz? İşte Peygamber Efendimiz de hitap ettiği insanlara şöyle buyuruyor: “Siz dalâletteydiniz,  hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki size hidayete erdireyim. Hepiniz Allah’a muhtaçsınız, ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim. Ey insanoğlu’ Ben zulmü kendime haram kıldım. Size de haram kılıyorum. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin. (Kaynak: Müslim- Riyadussalihîn. S.137)</p>

<p>Peygamber Efendimizin, 23 sene boyunca yetiştirdiği, sahâbe standartlarına ulaştırdığı o birbirinin can düşmanı olan insanlar, birbirinin can dostu oldular. Neyle oldular? Kur’ân’daki hidayetle. Kur’ân-ı Kerim’in hedefi hidayettir. Mutluluğa ulaşmanın odak noktasında hidayet vardır. Hidayetsiz hiç kimsenin mutluluğa ulaşması mümkün değildir. Mutluluğa ulaşmanın yolu kesinlikle dini yaşamaktan geçer. Dîni yaşamadan, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmadan mutluluğa ulaşmamız mümkün değildir. Mutluluğu, saadeti oluşturan şey, Allah’ın mutluluk konusundaki yardımını alabilmektir. Yardım yoksa, Allah size mutluluğunuz konusunda yardım etmiyorsa mutlu olamazsınız. Unutmayın ki yardım, sadece o yardımı isteyenlere gelir. </p>

<p>Evvelâ bir sualimiz var; mutlu olmak istiyor musunuz?  Allah’tan mutluluk yardımını isteyenler, Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Mutluluk eşittir hidayet. Hidayet ruhun bu dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır. Hidayetin her safhası, sizi daha üst bir mutluluğa taşıyan merdivenin basamaklarıdır. Evvelâ olayları yaşarsınız, sonra olayları değerlendirirsiniz ve bu değerlendirme sonucunda Allah’a ulaşmayı dilerseniz mutluluğa namzetsiniz. Dilemezseniz, ebediyyen mutluluğu yaşayamazsınız. Çünkü bu dilek yoksa hidayete adım atılamaz. Mutlu olmak istiyorsanız bunun da bir bedeli var; mutluluğu dilemek. Mutluluk yolculuğu başlasın derseniz, sizin bir dileğinize bağlı. O dilek Allah’a ulaşmayı dilemektir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, mutluluğu yaşamak için ilk adımı atmıştır. Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye mutlaka bütün kapıları açar. Ne yapar? Diyelim ki; siz namaz kılmayı sevmiyorsunuz, size mutlaka namazı sevdirir. Oruç tutunca fena halde acıkıyorsunuz. Hele hele sigara tiryakisiyseniz, oruç tuttuğunuzda yanınıza kimse yaklaşamıyor, sinirli, asabi bir insan oluyorsunuz. Allahû Tealâ, o konudaki hastalığınızı ortadan kaldırır. Namaz kılmayı zekât vermeyi sevmiyorsanız, namazı zekâtı size sevdirir. Zikir yapmayı sevmiyorsanız, Allah size zikri sevdirir. Probleminiz ne olursa olsun, Allah yardımını gönderir. Neden? Çünkü söz vermiş Allahû Tealâ. diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım. (Şûrâ Suresi 13. âyet-i kerime)”</p>

<p>Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allah mutlaka mürşid sevgisi verir. Hacet namazı ile mürşidini Allah’tan soran bu kişi, tâbiiyetini gerçekleştirir ve mürşidinden aldığı zikir dersiyle nefs tezkiyesi başlar. Nefs tezkiyesi boyunca artan zikriniz, mutluluğun bütün boyutlarıyla içinizi dışınızı kapladığı bir dizaynı oluşturur. Nefsin 7 kademede aklanma sürecine bakalım: </p>

<p>1- Nefs-i Emmare: İnsanın nefsinden emir alması demektir. Bu kademede 15 bin zikir ile kalpte %7 nur birikir. Kalpteki öfke, kin, haset, intikam gibi negatif faktörler azalmaya, yerine Allah’ın sevgisi yerleşmeye başlar.<br />
2. Nefs-i Levvame: %14 nur birikimi ile kişi artık nefsi tanımaya başlar ve onun doyumsuzluğunu, arzularını kınar hale gelir.<br />
3- Nefs-i Mülhime: %21 nur oranı ile Allah’tan ilham almaya başlanır.<br />
4- Nefs-i Mutmainne: %28 nur oranı ile kişi Allah'ın onun için uygun gördüğü her şey ile tatmin olur.<br />
5- Nefs-i Radiye: %35 nur oranıyla nefs rıza makamına ulaşır. Hayrı ve şerri ayırt eder. Başına gelen olaylarda Rabbinin oynadığı rolü iyi değerlendirir ve tevekkül eder.<br />
6- Nefs-i Mardiyye: %42 nur birikimiyle Allah’ın rızası kazanılır.<br />
7- Nefs-i Tezkiye: %51 nur oranıyla nurlar afetlere baskın çıkar. Burası, 7. gök katının da kapısının açıldığı, ruhun Allah’a ulaştığı noktadır.</p>

<p>Nefsini tezkiye eden bir insan, ruhunu Allah’a ulaştıracak ve Allah’ın ermiş evliyası olacaktır. Nefsimizin kalbi, mutluluğun ölçüsüdür.</p>

<p>91/ŞEMS-9: Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.</p>

<p>Öyleyse her şeyin bir sağlaması vardır. Dînin sağlaması ise mutluluktur. Öyleyse insanın mutluluğu Allah’a kul olmasından, Allah’a dost olmasından geçiyor. Dünya mutluluğunu mu istiyorsunuz? Allah’a yakın olacaksınız. Cennet mutluluğunu istiyorsunuz? Allah’a yakın olacaksınız. Zor bir şey mi? Hayır, çok kolay. Ne yapacaksınız? Kalpten Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Öyleyse sizi sadece daha mutlu, daha mutlu, en mutlu etmek isteyen Allah’ın, emirlerini yerine getirin. Allaha ulaşmayı dileyin, İslâm’ın 7 safhasını yaşayın ve sonsuz bir mutluluğun sahibi olun.</p>

<p>Hepinizin hidayete erenlerden olmasını, hepinizin sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum. </p>

<p>Allah hepinizden razı olsun.  </p>

<p>DR ABDULCABBAR BORAN </p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//dinin-saglanmasi-mutluluktur/26/</link>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 00:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Cennete giriş bir dilektir</title>
<description><![CDATA[<p>Sevgili kardeşlerim, bugün sadece bir dilekten bahsetmek üzere buradayız. Bir tek dilek. Ama dikkat edin; bu dilek, başka hiçbir dileğe benzemez. Bu dilek; bir tek dilek, sizi Allah’ın cennetine, hem de üçüncü kat cennetine mutlaka ulaştırır. Bu dilek, sizi Allah’ın evliyası yapar. Bu dilek, sizi dünya saadetinin yarısını aşacak bir mutluluğa ulaştırır. Evet, yanlış işitmediniz; sadece bir dilek.</p>

<p>Ne dileyeceksiniz? Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Cenneti isteyen cennete girer.” Gerçekten cenneti isteyen cennete girer. Ama cenneti isteyen kişi Allah’tan; “Ya Rabbi, ben cenneti istiyorum” diye talepte bulunduğu takdirde cennete girmez. Cenneti isteyen kişi; “Ya Rabbi! Ben ruhumu ölmeden evvel, şu dünya hayatını yaşarken Sana ulaştırmayı diliyorum, istiyorum.” diyen kişi cennete girer. Öyleyse kim cennete girmek istiyorsa o, Allah’a ulaşmayı dilesin. Cennetin anahtarı bir dilektir; cenneti dilemek değildir; Allah’a ulaşmayı dilemektir. </p>

<p>Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin Allah’tan müjdeler aldığını söylüyor. Yani hem cennet müjdesini hem de dünya müjdesini aldığını söylüyor. Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin şeytana kul olmaktan içtinap ettiklerini; kaçındıklarını ve kurtulduklarını söylüyor. Öyle mi acaba? Beraber bakalım, Zumer Suresi 17. âyet-i kerime:</p>

<p>39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!</p>

<p>Öyleyse kim Allah’a ulaşmayı dilemişse; Allah’a yönelmişse onlara hem cennet müjdesi vardır, hem dünya müjdesi vardır.  Allahû Tealâ’nın evliyalarının tarifi de aynı standartlarda geliyor. Yûnus-62, 63, 64:</p>

<p>10/YÛNUS-62: Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?<br />
10/YÛNUS-63: Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.<br />
10/YÛNUS-64: Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.</p>

<p>Öyleyse kim bu insanlar? Bu insanlar Allah’ın evliyası, Allah’ın dostları. Kimmişler bunlar? Takva sahibi. İşte Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesinde anlatılıyor:</p>

<p>30/RÛM-31: O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. </p>

<p>“…munîbîne ileyhi vettekûhu: Allah’a yönel ve takva sahibi ol.”</p>

<p>Ne diyordu Allahû Tealâ? “Onlara müjdeler vardır. Kullarımı müjdele.” Sebebi ne? Allah’a yönelmişler, o kadar.  </p>

<p>Allah’a ulaşmayı dileyen bir insana, Allahû Tealâ art arda ihsanlarda bulunur. Bunlardan bir tanesi de o kişiyi huşûya ulaştırmaktır. Göğsünden kalbine yol açtıktan sonra huşûya ulaştırdığı bu kişiye, Allahû Tealâ mutlaka mürşidini gösterir, mürşidini sevdirir. O kişi, sevgiyle mürşidine koşar. Tâbiiyeti üzerine ruhu vücudundan ayrılır, Allah’a doğru yola çıkar. Nefsi, nefs tezkiyesine başlar. Fizik vücudu, nefsinin tezkiye olduğu oranda şeytanın hâkimiyetinden kurtulur. Şeytana kul olmaktan kurtulup o ölçüde Allah’a kul olmaya başlar. Ama daha o kişi, Allah’a ulaşmayı dilediği an, tagutun sultasından kurtulmuştur. Tagutun onu, kendisiyle beraber cehenneme götürmesi olayından kurtulmuştur.</p>

<p>Dikkat edin sevgili kardeşlerim; siz Allah’a ulaşmayacaksınız. Siz, ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı sadece dileyeceksiniz. Ulaştıran siz olmayacaksınız, Allah olacak. Ciddi mi? İşte âyet-i kerime; Allahû Tealâ Şûrâ Suresinin âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:</p>

<p>42/ŞÛRÂ-13: “….allâhu yectebî ileyhi men yeşâu: Allah, dilediği kişiyi Kendisine seçer.<br />
ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Ve bunlardan kim (hangileri) Allah’a yönelirse; Allah’a ulaşmayı dilerse Allah, onları Kendisine ulaştırır.” </p>

<p>Allah’ın sözünde hulf olmaz. Ne diyor? “Kim Allah’a yönelirse, Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır.” </p>

<p>Öyleyse kim Allah’a yönelirse takva sahibi olur. Kim Allah’a yönelirse Allah onu Kendisine ulaştırır. Allah’a ulaşan kişi kimdir? Allah’ın evliyasıdır. Ne olur? Hani halk arasında “ermiş” deriz, işte ruhu Allah’a ermiş bir evliya olur. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) ne diyor? “Benim ümmetim açık şirke girmez. Böyle bir şey mümkün olmaz. Ama gizli şirkten korkarım.” diyor.  Nedir bu gizli şirk?  Bu şirk, Allah’a ortak koşmak. Bir tane ilâh var; Allah. Ne zaman, kim nefsinin bir afetinin emrini yapar da Allah’ın o konudaki emrini gerçekleştirmezse, Allah emretmiş; gerekeni yapmıyor kişi; namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zekât vermiyor, hacca gitmiyor, kelime-i şahadet getirmiyor; hepsi.  Allah’ın emrini değil de nefslerinin kendilerine o konuda emrettiği şeyi yaparsa insanlar, o olayda Allah’ı emir ve kumanda merciinden, Rabb merciinden indirmiş olurlar, nefslerinin bir afetini Allah’ın yerine koymuş olurlar. O olayda nefslerinin bir afetini, hevalarından bir tanesini kendilerine İlâh edinirler. Başka bir olayda başka bir afetini, başka bir olayda başka bir afetini. Ama devamlı Allah’ı İlâh mevkiinden indirip, nefslerinin bir afetini İlâh mevkiine çıkaran insanlar, bu sebeple Allah’a şirk koşmuş durumdalar.</p>

<p>Gizli şirkten kurtulmanın sadece bir tek yolu var; Allah’a ulaşmayı dilemek. Dalâletten kurtulmanın yolu, hüsrandan kurtulmanın yolu, şeytana kul olmaktan kurtulmanın yolu, Allah’a teslim olmanın yolu, takva sahibi olmanın yolu, âmenû olmanın yolu; hepsinin, hepsinin, hepsinin bir başlangıç noktası ama tek bir başlangıç noktası var; Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilerseniz; mutlaka dalâletten kurtulursunuz, küfürden kurtulursunuz. Mutlaka Allah’ın cennetine girersiniz.  Öyleyse Allah’a ulaşmayı dileyin. Geri kalanını bırakın Allah yapsın. </p>

<p>Hepinizin hem cennet hem de dünya saadetine ulaşmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz.  Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//cennete-giris-bir-dilektir/25/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah'a sevgi kanatlarıyla varılır.</title>
<description><![CDATA[<p>Allahû Tealâ bütün insanlar için iki yol var etmiş sevgili kardeşlerim. Bu yollardan bir tanesi sevgi doludur; Allah’a tırmanır. İkincisi nefret doludur; şeytana ulaşır. Birisi 7 kat göklere, öteki 7 kat yerlere (cehenneme) götürür. </p>

<p>Şu kâinatta güzellik adına ne varsa hepsi sevgiye dayalıdır.  Sadece sevenler Allah’ın yoluna ulaşırlar. Çünkü sadece Allah’ı sevenlerin kalbinde Allah’a ulaşma dileği vardır. Onlar bu dünyayı da ahiret hayatını da Allah’ın rızası doğrultusunda yaşarlar. Ve tek hedefleri Allah ile bir ve beraber olmaktır.</p>

<p>Unutmayınız ki seven sevdiğine koşar sevgili kardeşlerim, eğer severseniz Allah’a varan yolu kendinize hedef edinirsiniz. Sevgi varsa hasret vardır, kavuşma arzusu vardır. İşte bu arzudur ki kişiyi aşkla şevkle hedefine ulaştırır. </p>

<p>Sevgi, Allah’ın insana verdiği en kıymetli haslettir. Sevgimiz Allah’a dönüktür, sevgimiz insanlara dönüktür, hayvanlara dönüktür, her şeye dönüktür. Ne kadar çok seversek Allahû Tealâ tarafından da o kadar çok seviliriz. Öyle bir sevgi ki karşılıksız ve sonsuz mükâfatları sevdikçe artırır. </p>

<p>Allah’ın sevmediği insan yoktur sevgili kardeşlerim. Ama her zaman daha çok, daha çok sevdikleri vardır. En az sevdiğinden en çok sevdiğine kadar bir sıralama söz konusudur.  Kur’ân-ı Kerim’de üzerimize farz kılınan 7 safha 4 teslim boyunca bu sevgi artarak devam eder. Ve kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, bu sevgi spiralinin başlangıç noktasındadır. Teslimlerimiz arttıkça Allah’a ve Allah’ın yarattığı bütün mahlûkata duyduğumuz sevgi de artar. Allah tarafından daha çok sevilen, daha çok sevilen, daha çok sevilen insanlar oluruz ki zikir, bizi bu hedefe götürecek olan en büyük ibadettir.</p>

<p>29/ANKEBÛT-45: Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.</p>

<p>Allah, Allah’ı zikredenlerle beraberdir sevgili kardeşlerim. Allah’ın bize olan sevgisi zikrimize paralel olarak artar.</p>

<p>2/BAKARA-152: Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.</p>

<p>Eğer Allah ile birlikte olmak, O’na bu dünya hayatında ulaşmak istiyorsak Allah’ı seveceğiz. Biz Allah’a ulaşmayı dilersek Allah da bizi Kendisine ulaştırmayı diler sevgili kardeşlerim. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Kim Allah'a ulaşmaya muhabbet duyarsa, Allah da onu Kendisine ulaştırmaya muhabbet duyar. Kim Allah'a ulaşmayı kerih görürse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı kerih görür."</p>

<p>Allah’ın indinde kıymetli olmak istiyor musunuz? Yapmanız lâzım gelen şey, sevmektir. O halde sevin, sevin ki Allah’a ulaşmayı dileyin. Ancak severseniz Allah’a varabilirsiniz sevgili kardeşlerim. Unutmayınız ki sevenler, sevdikleriyle beraber olurlar.<br />
Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir bedevîye sordu: “Kıyâmet için ne hazırladın?” Bedevî: "Allah ve Resûl'ünün sevgisini." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz (S.A.V): “O halde sen, sevdiğin ile berabersin.” buyurdu.</p>

<p>Eğer Allah’a ulaşmayı dilerseniz Allah sizin kalbinize mürşidinizin sevgisini koyar ve hacet namazları kılarak Allah’tan gözyaşları içinde mürşidinizi istersiniz. Mürşidi Allah’tan talep etmek demek, aynı zamanda Allah’ın sevgisine talip olmak demektir sevgili kardeşlerim. </p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-31 De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o takdirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”</p>

<p>Mürşidinize tâbî olduğunuz noktada ruhunuzun, fizik vücudunuzun, nefsinizin ve iradenizin teslim yolculuğu başlar. Ruhunuz Allah’a ulaştığı zaman nefsiniz tezkiyeye ulaşmış demektir. Daimî zikre ulaştığınızda ise afetler tamamen nefsinizin kalbini terk eder ve mutluluğunuzun temel faktörleri bütünüyle kalbinize yerleşir. Artık nefsinizin kalbi Allah’ın nurlarıyla pırıl pırıl aydınlanmıştır. Burada siz, sizi sevmeyenleri de seven bir insan hüviyetine ulaşırsınız. İşte bu nokta sizin de Allahû Tealâ tarafından en çok sevildiğiniz noktadır. </p>

<p>Hepimiz Allah için yaratıldık sevgili kardeşlerim. O halde Allah için yaratılmanın standartlarına sahip çıkmak hem hakkımız hem de vazifemizdir. Hepimiz O’na dönmekle vazifeliyiz. İşte bu dönüşün muhtevası içinde hâkim olan unsur sevgidir; Allah’a duyduğumuz sevgi. Hepimiz Allah’ı sevdiğimiz gibi, birbirimizi de çok ama çok sevmeliyiz. </p>

<p>Hiç kimse bedavadan cennet saadetini ve dünya saadetini elde edemez sevgili kardeşlerim. Eğer seversek, sevgi üzere olan yolu kendimize yol ittihaz edersek işte o zaman Allah’ın mutluluk kapıları bize açılır. Ve biz, hem bu dünyada hem de ahirette saadeti en üst boyutta yaşayanlar oluruz. </p>

<p>O halde sizler de Allah’a duyduğunuz sevgiyi Allah’a ulaşmayı dileyerek taçlandırın sevgili kardeşlerim. Allah’tan Allah’ı dileyin ki bu kalbî dilek, sizi sevginin en üst boyutlarına taşıyacak olan anahtardır. <br />
Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-a-sevgi-kanatlariyla-varilir/24/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 22:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İran'ın yanındayız.</title>
<description><![CDATA[<p>Türkiyedeki müslüman bildiğimiz ve Türk olduğunu savunan bazı insanlarda İran hazımsızlığı var. Emperyalizme bir tek söz söylemeyenler, siyonizme bir tek söz söylemeyenler, zulme sessiz kalanlar, Mossad ve CIA ya laf etmeyenler, İran ve ŞİA için laf ediyorlar. Hem de siyonizm işbirlikcileri ABD ve İsrail, ülkeyi bombalarken ve ilkokul bebelerini öldürürken. Devlet yönetimindeki en önemli isimleri öldürürken. Zalimler mazlum bir ülkeyi hedefe koymuşken, İranın Şİİ'liğinden bahsetmek doğru bir zaman mı? İçinizdeki kininiz nedir? İran'a duyduğunuz bu kini İsrail'e ve ABD ye karşı ortaya koyabildiniz mi? Zalimden yanamısınız, mazlumdan yana mı? Hırıstiyan olan Solcu İspanya kadar olamadınız.    Aşırı solcu Doğu Perinçek kadar olamadınız. <br />
Geçmişte İran halkının alın terini ve tüm servetini sömüren, tüm İran halkının tepkisini alan ve İran'dan kaçmak zorunda kalan Rıza Şah Pehlevi'ye karşı ayaklanan, solcular ve mollaların destekçisi halk devrim yaparken, İranı savunduğumuz için geçmişte bize İrancı dediler. Şimdi yine savunuyoruz. Ne İrancıyız ne de şii. Sömürüye,  Emperyalizme ve siyonizme karşıyız. Zalimlerin karşısındayız. Doğu Türkistan ve Gazze'de olduğu gibi İran'da da mazlumların yanındayız.  Bu yüzden İran'dan yanayız.</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//iran-in-yanindayiz/23/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah, o'nun katındaki en güzel sığınaktır.</title>
<description><![CDATA[<p>Hayata geldiğimiz andan itibaren etrafımızda olaylar cereyan eder sevgili kardeşlerim ve o olaylar muvacehesinde her birimizin hayatı şekillenir. <br />
Her olay Allah’tan bize ulaşan bir çağrıdır, bir davettir. Allah bizi sadece ve sadece Kendi Zat’ına davet eder.</p>

<p>“lehu da’vetul hakk(hakkı): Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir).” (Ra’d-14).</p>

<p>Allahû Tealâ kalpleri en iyi bilendir ve kişiyi Kendisine yaklaştıracak olan olayları da o kişinin standartlarına göre vücuda getirir. Yaşadığımız olaylar bizim Allah’a sığınmamız ve O’ndan yardım dilememiz için ayrı bir fırsattır sevgili kardeşlerim. Allah hiçbir kuluna acı ve sıkıntı vermek istemez. O’nun vücuda getirdiği olaylardan tek muradı en sevgili mahlûkunun kalbinde bir tek dileği; Allah’a ulaşma dileğini oluşturmaktır. Evliyalığın kapısını açan anahtar da işte bu dilektir. <br />
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Cebrail kardeşim bana şöyle dedi: “Allah şöyle buyuruyor: Ben dünyaya, dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim. Ta ki Bana ulaşmayı dilesinler.” </p>

<p>Bir tarafta dînin yegâne kaynağı Kur’ân hakikatleri, diğer tarafta ise insanların Kur’ân’ın yerine geçirdikleri kendi zanları olan emaniyyeler vardır. Her kim kendi zannını ve emaniyyeyi rehber edinirse onlar ebediyyen hüsranda olacaklardır. Akıl sahipleri mutlaka olaylara Allah’ın cephesinden bakmalı ve yaşananları O’nun gözlükleriyle değerlendirmelidir. Kimler yaşadığı olaylar karşısında doğru düşünmeyi başarır da Allah’ın muradını idrak edebilirlerse ancak onlar dünya ve ahiret saadetine adım atabilirler.</p>

<p>Allah’ın indinde daima iki grup insan söz konusudur sevgili kardeşlerim:<br />
 <br />
Birinci grup: Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve kendi zanlarına tâbî olan insanlardır. Onların bütün amelleri boşa gider, bu sebeple onlar cehenneme gidecek olanlardır (Yûnus-7, 8). <br />
İkinci grup: Olayları ve Kur’ân-ı Kerim’i değerlendirip Allah’a ulaşmayı dileyen, böylece Allahû Tealâ’nın ezelî ve ebedî tek dîni olan Hanif dînine, Arapça adıyla İslâm dînine tâbî olan insanlardır.</p>

<p>Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, Allah’ın katındaki en güzel sığınağa sığınmış olur. Çünkü Allah, O’nun katındaki en güzel sığınaktır. </p>

<p>3/ÂLİ İMRÂN-14:… vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi): Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.</p>

<p>Allah müracaat makamıdır sevgili kardeşlerim ve Kendisine her zaman müracaat edilmesini ister. Bizler her türlü talebimizi Allah'a ulaştırmakla vazifeliyiz. Allahû Tealâ bundan sadece memnunluk duyar. Kim Allah'a müracaat ediyorsa o, Allah'ı Rab mevkiine koyuyor demektir.<br />
Bir insan Allah'a sığındığı ve O’na mülâki olmayı dilediği zaman Allahû Tealâ şeytanın o kişiye tesir etmesini kesin olarak engeller. Şeytanla ilişkisi kesilen insan, nefsinin afetlerinin artık ona tesir etmediğini görecektir ve yaşayacaktır. Allah'a mülâki olmayı dileyen kişiye Allah mutlaka mürşid sevgisi verir ve hacet namazı kılması halinde de mutlaka kişiye ezelde tayin ettiği mürşidi gösterir. Bir insan mürşidine ulaşıp tâbiiyetini gerçekleştirirse manevî hayatının ikinci safhasına ulaşmıştır.</p>

<p>Tâbiiyet demek, ruhun Allah'a doğru seyr-i sülûk adlı bir yolculuğa başlaması demektir; Allah'a doğru ulaşma, yola çıkma, yaklaşma ve ulaşma yolculuğu. Nefsin afetleriyle ruhun gök katlarında yükselmesi arasında matematik bir ilişki söz konusudur. Nefsin kalbindeki afetlerin her %7 eksilmesi ve afetlerin yerini ruhun hasletlerinin adım adım alması bu istikamette bir nefs temizliği olayını gerçekleştirir. Nefs tezkiye oldukça ruh da sırasıyla 7 gök katını ve 7. gök katının 7 âlemini de aşacak ve Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. İşte bu noktada kişinin ruhu Allah’a; en güzel sığınağa sığınmış olur (Nebe-39).</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:  </p>

<p>“Ya Rabbi! Kabir azabından, cehennem azabından, hayatın ve ölümün iptilâlarından ve kör deccalin fitnesine uğramaktan Sana sığınırım.” (K: Buhârî, Cenâiz, 88; Müslim, Mesâcid, 128-134.)</p>

<p>Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîs-i şerifinde bizlere her türlü şerden Allah’a sığınmamızı öğütlemiştir. Kabir azabından da cehennem azabından da kurtulmanın yolu Allah’a ulaşmayı dilemekten geçer. Unutmayınız ki Allahû Tealâ ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi de Allah’a teslim etmemizi üzerimize farz kılmıştır. Bütün bu teslimlerin başlangıç noktasında Allah’a ulaşmayı dilemek vardır.  </p>

<p>Öyleyse hepimiz Allah’ın çağrısına kulak verelim ve Allah’a ulaşmayı dileyelim sevgili kardeşlerim. Unutmayın, Allah sizi Kendisine davet ediyor ve yetmez, her an “Acaba bu kulum ne zaman Bana dönecek, ne zaman kalbinden gerçek bir taleple Bana ulaşmayı dileyecek?” diye sizi bekliyor sevgili kardeşlerim. </p>

<p>O halde ne duruyorsunuz? Kaçın Allah’a, Allah’ın katındaki en güzel sığınağa kaçın. O, Allah. Sizin Rabbiniz, sizi sizden çok seveniniz. Size yardımlarını ulaştırmak üzere her daim hazır sevgili kardeşlerim. Bir adım atmanızı istiyor sizden sadece, Allah’ı Rab mevkiine koymanızı ve “Ya Rabbi, ben de Sana ulaşmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarından kıl.” diye sıcacık bir yakarışınızı bekliyor sizden. </p>

<p>Hepinizin bir an evvel kalben Allah’a ulaşmayı dilemenizi ve Allah’a; O’nun katındaki en güzel sığınağa sığınanlar olarak dünya ve ahiret saadetine ulaşmanızı Efendimizin himmetiyle Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz.<br />
DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-o-nun-katindaki-en-guzel-siginaktir/22/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siz Allah için çalışırsanız, Allah bütün dünyayı sizin için çalıştırır</title>
<description><![CDATA[<p>İnsan için iki tür çalışma vardır sevgili kardeşlerim. Çalışmak bir açıdan dünya çalışmasını, ikinci açıdan da ahiret çalışmasını ifade eder. Sadece çalışanlar hedeflere ulaşırlar. Şu kâinatta insanın vücuda getirdiği her neyi görüyorsanız, hepsi çalışmanın ürünüdür. Ancak Allah’ın emri odur ki; çalışmak asla tek yönlü yani sadece dünyaya dönük olmamalıdır. Yüce Rabbimiz, dünya standartlarındaki çalışmanın yanı sıra, bütün insanlara ahiret için çalışmalarını emretmektedir. </p>

<p>Allahû Tealâ buyuruyor ki:</p>

<p>53/NECM-39: Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.<br />
94/İNŞİRÂH (ŞERH)-7: Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisap et.<br />
94/İNŞİRÂH (ŞERH)-8: Ve öyleyse Rabbine rağbet et (O’nu öv, hamdet, zikret, tesbih et).</p>

<p>O halde görüyoruz ki Allahû Tealâ insanların boş kalmasını asla istemiyor sevgili kardeşlerim. Daimî olarak bir işle meşgul olmamızı, Allah yolunda daimî olarak çalışmamızı istiyor. Öyleyse hepimiz Allah için çalışanlar olmalıyız sevgili kardeşlerim. İşte bu çalışmanın muhtevasında birinci cephede ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek vardır. İbadetlerimiz ise bizi bu hedeflere ulaştıracak olan vasıtalardır.  İkinci cephede ise başkalarını mutlu etmek için çalışmak vardır. Bu iki ana faktör hem dünya hem ahiret mutluluğumuz için son derece önemlidir sevgili kardeşlerim. </p>

<p>Başkaları için yaşayan kişi unutmayınız ki Allah için yaşayan kişidir. Kim etrafındaki insanları mutlu etmek için çalışıyorsa o Allah için çalışan birisidir. Üstelik yaptığı dünyevî çalışmaları Allah’ı zikrederek ve Allah’ın rızasını gözeterek yapıyorsa devamlı derece kazanır ve yaptığı her işi de Allah için yapmış olur. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bu minvalde: “Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.” buyurmuşlardır.</p>

<p>Hepimiz Allah için yaratıldık sevgili kardeşlerim ve mutlak surette Allah yakın olmak, O’na teslim olmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Allah’a yakınlığın ilk adımı ölmeden evvel ruhumuzu Allah’a ulaştırmayı dilememizdir. Ancak bu dileğin sahibi olanlar, Allah’ın manevî kapısını aralayarak teslime ulaşırlar. Salt Allah’a inanmak, hedef emirlere ulaşabilmemiz için asla yeterli değildir. İnanan kişi, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Kur’ân’daki İslâm’a adım atamaz. Bir tek dilek sevgili kardeşlerim, bundan 14 asır evvel sahâbenin yaşadığı İslâm’ın giriş kapısı bir tek dilektir: “Ya Rabbi, ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır, beni de ermiş evliyalarından kıl.” İşte bu dilek; kalbinizden yapacağınız bu bir dilek sizi sıfır noktasından alıp Allah’ın en sevdikleri arasına alacak sırdır sevgili kardeşlerim. Siz isteyeceksiniz Allah’tan, siz isteyeceksiniz ki Allah size verecek. Unutmayın, “talebana vecedena.” buyuruyor Allahû Tealâ, “Kulum, iste ki vereyim.” diyor. </p>

<p>Allah’ın katında bedelsiz hiçbir şey yoktur sevgili kardeşlerim. Ancak lâyık olanlar Allah’ın sonsuz hazinelerinden nasiplenirler. Allah’a en fazla lâyık olduğumuz gün en büyük saadeti yaşamaya başladığımız gündür. Bu sonsuz saadet, bizim Allah’a verdiklerimizle kayıtlıdır. Ne verirsek onun karşılığını alırız. Bir tarladan buğday alabilmek için evvelâ o tarlaya buğday ekmek mecburiyetindeyiz. Öyleyse Allahû Tealâ’nın yolunda O’nun bizim için gösterdiği hedeflere ulaşmak istiyorsak, bu yola baş koyup çalışacağız; Allah için çalışacağız. Ne kadar yorulursak yorulalım, bize yorgunluğu veren Allahû Tealâ o yorgunluğu almasını en iyi bilendir. Ve hiçbir şeyi sebepsiz yapmaz. Her an bir liyakat olayıyla karşı karşıyayız. </p>

<p>Allah’a ulaşmayı dilediğimiz anda Allah’a lâyık olmanın başlangıç noktasına ulaşırız. Ardından mürşidimize tâbî oluruz ve ruhumuz Allah’a doğru yola çıkar. Aynı noktada fizik vücudumuz Allah’a kul olmaya, nefsimiz tezkiyeye ve irademiz de güçlenmeye başlamıştır. İşte sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın yardımıyla gerçekleşen bütün bu teslimler, mutlak olarak bizim gayretimizi gerektirir. İbadetlerin sultanı olan zikre sımsıkı sarılmadıkça Allah’a doğru yol almamız mümkün değildir. Ne kadar çok zikredersek Allah’a teslim yolculuğumuz da o kadar çabuk gerçekleşir ve her teslim kademesinde liyakatimiz de artar. Hem dünya işleri için hem de manevi tekâmülümüz için kanun budur: Gayret, himmet ve nusret. İşte bu üçü birbirine bağlı unsurlardır sevgili kardeşlerim. Biz gayret edeceğiz ki gayretimiz mürşidimizin himmetini getirecek, himmet de Allah’ın yardımını yani nusreti getirecek. </p>

<p>Biz yeter ki çaba sarf edelim sevgili kardeşlerim, eğer hedefimiz Allah’a varmaksa Allah bütün dünyayı bu hedefe ulaşmamız için bize yardımcı kılar. </p>

<p>İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Kim dünya için çalışırsa dünya onu kendisi için çalıştırır. Kim de Allah için çalışırsa Allah bütün dünyayı o kişi için çalıştırır.” buyurmuşlardır.</p>

<p>Öyleyse bütün insanlar için hedef bellidir. Kim Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse dileyen her kişi için Allahû Tealâ’nın kapısı açıktır. Böyle bir dizaynda o kişi ruhunu Allah’a ulaştıracak ve ermiş evliya olmanın o büyük huzurunu yaşayacaktır. Allah’a ulaşmayı dileyen herkes 7-8 aylık bir ömrü varsa mutlaka bu hedefe ulaşır.  Bu noktaya kişi neyle ulaşmıştır? Emekle, gayretle, çalışmasıyla ulaşmıştır. </p>

<p>Allah’a ulaşmayı dilemek, ehl-i zikre (mürşide) tâbî olmak ve zikir yapmak İslâmî yaşantının temelidir. Bütün ibadetlerinizi en güzel standartlarda yerine getirdikçe huzuru yaşayacağınızı bilmelisiniz sevgili kardeşlerim. Unutmayınız ki Allahû Tealâ hepinizin mutlak olarak nefsinizi tezkiye ve tasfiye etmenizi farz kılıyor. Nefsinizin kalbinin yarıdan fazla temizlenmesi sizi 3. kat cennet saadetine ulaştırır ve Allahû Tealâ bunu zaten garanti ediyor. </p>

<p>O halde ne duruyorsunuz sevgili kardeşlerim, hadi sizler de Allah’a koşun. Sizler de bir an evvel kalben Allah’a ulaşmayı dileyin ve Allah için çalışanlardan olun. </p>

<p>Hepinizin hem cennet hem de dünya saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlıyorum. </p>

<p>Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//siz-allah-icin-calisirsaniz-allah-butun-dunyayi-sizin-icin-calistirir/21/</link>
<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ABD İran'da, PKK ya koridor açacak.</title>
<description><![CDATA[<p>ABD nin İran'da yapmak istediği nedir biliyor musunuz. Rejim değişikliği yaparak İran'dan kaçan Rıza Şah Pehlevinin oğlunu İrana getirmek. Bu aslında planın görünen yüzü. Aslı İran-Irak sınırındaki İran topraklarında PKK ya koridor açmak. Dikkat ederseniz ABD nin bombaladığı yerler bu koridor bölgesi. Yani İsrail'in rahatça gidip geleceği bir koridor. Bu koridor Suriye'de, Irakta açıldı. Şimdi sırada İran  var. İran'daki koridor İsrail'in vaat edilmiş toprakları içinde. Sonra sıra Türkiyede. <br />
Amaç İsrail'in güvenliğini sağlamak. İran'da Mollalardan kurtulmak, Siyonizmin korkulu rüyası, İran rejiminin koruyucusu, Devrim muhafızlarından kurtulmak.<br />
Amerika Venezuelyada petrol satmış. Bunu da Trump övünerek anlatıyor. Daha bir ay olmadı Venezuelyadaki değisim. ABD nin amacı belli. Afganistan'da yaptı. İran'da yaptı, Suriye'de yaptı. Libya'da yapıyor. Şimdi İranda da yapmak istiyor. Zenginlik kaynaklarına el koymak. Amerika ekonomisi çökmek üzere. Bu tür işgallerle, yağmacılık yaparak ekonomisini düzeltmek istiyor. Ama İran da bu amacına ulaşamayacak. İran halkı saldırılarda kenetlenen bir millet. Kenetlenen, bir olan bir millete, ABD zarar versede, hedeflerine ulaşamaz. <br />
İran, dünyanın gözüne 'ABD dokunulmaz değil'i soktu. ABD ye dokundu. ABD nin prestijini sarstı. Çok da zarar verdi. İran zarar gördü ama karşısındakilere de zarar verdi. Oturup izlemedi. Teslim olmadı. Köklü devlet geleneğini korudu. Saldırıya elindeki imkanlarla karşılık verdi. <br />
ABD İran'a saldırdığı için pişman olacak. İrana saldırısının sonuçları ABD yi sallayacak. Trump'ın tahtı sallanacak. Hele tabutlarla giden ABD askerleri ABD ye ulaşmaya başlasın. O zaman gör sen feryadı. Amerikalılar sorgulayacaklar. Bizim İran'da ne işimiz var diyecekler. Amerika İran'da zafer kazanamayacak. <br />
ABD li emekli general, İsrail eski Başbakanı 'sırada Türkiye var' diyor. Hadsizler. Siz önce İran bataklığından kurtulun. Sıra Türkiye'ye gelsin görürsünüz ne halde olacağınızı. <br />
İsrailli haham çıldırıyor. 'Dünyadaki bütün müslümanlar öldürülmeli' diye bağırıyor. Müslümanlar zayıf, dağınık olabilir, merhametli olabilir. Sabırlıdırlar. Tehditin topyekün İslam olanları kapsaması halinde, sabır taşarsa savaşçı olurlar. Savaş halinde müslüman Türklerden merhamet beklemeyin. Yalvarmayın. Son nefeste tövbe kabul olmaz.</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//abd-iran-da-pkk-ya-koridor-acacak/20/</link>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:43:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah yolunda hizmet ganimettir.</title>
<description><![CDATA[<p>İki grup insan vardır sevgili kardeşlerim: Allah’a hizmet edenler, şeytana hizmet edenler. Şeytana hizmet eden insanlar hayatlarını şerr yolunda tüketenlerdir. Onlar hiçbir zaman mutluluğu yaşayamazlar. Allah’a hizmet edenlerse Allah’ın kendileri için dilediği mutluluğa talip olanlardır. Ve bu mutluluğun temelinde başkaları için yaşamak vardır. </p>

<p>İçinde bulunduğumuz devrede insanların çoğu ne yazık ki “rabbena hep bana” anlayışı içinde mutsuz ve huzursuz bir hayat yaşıyorlar. Acaba neden sevgili kardeşlerim, neden ben merkezli yaşamak? İnsanlar neden sadece kendilerini düşünüyor, ne diyorsunuz? Daha evvelki yazılarımızdan hatırlayacaksınız: Sizlere nefsten bahsetmiştik, insanda şerrin odağı olan nefsten; bütün mutsuzlukların, huzursuzlukların, çatışmaların arkasındaki tek sebep olan nefsten. Nefsimiz sebebiyle şeytan bizi hep başkalarına karşı kışkırtır. Yapısı itibarıyla her zaman üstün olmak ister çünkü. Her şeye o sahip olmak ister, kendinden başkasını düşünmez. Oysa Allah’ın bizden istediği şey, nefsimizle cihad edip kendimizi başkalarının mutluluğuna adamamızdır. Allahû Tealâ kanunu koymuş: “Mutlu et, mutlu ol.” buyuruyor.</p>

<p>Unutmayın ki başkalarını mutlu etmek konusundaki her gayretiniz evvela sizi mutlu eder. Ve bunun adı Allah’a hizmettir, Allah yolunda hizmet. İnsanları Allah yolunda teçhiz etmeye çalışmak, Allah’a yaklaşmaları için onları teşvik etmekse Allah’a hizmetin en büyüğüdür. Eğer insanlara onları cehennemden kurtaracak olan ilmi ulaştırıyorsanız ve bunu Kur’ân âyetleriyle ispat ediyorsanız siz hizmetlerin en güzelini yapıyorsunuz demektir. Sizden başkalarına ulaşan her güzel davranış, onlara ulaştırdığınız en ufak bir yardım dahi Allah’a hizmetin bir başka cephesini oluşturur. </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Bir kavmin efendisi onlara hizmet edendir.” </p>

<p>Siz etrafınızdaki insanlara hizmet ettiğiniz zaman, Allah bu hizmeti Kendisine yapılmış kabul eder sevgili kardeşlerim. Ve size mutlaka bunun karşılığını kat kat öder. İçinizde duyduğunuz o mutluluk var ya, hizmeti yaparken ve hizmeti tamamladıktan sonra duyduğunuz mutluluk; her ikisi de doyulmaz zevklerdir. Ve bu sadece Allah’ın dostları için geçerlidir. Allah’a dost olmak mı? Bir tek dilekle başlar sevgili kardeşlerim ve bu dostluk insanla Allah arasındaki 28 basamaklık teslim yolculuğu boyunca artarak devam eder. Bütün bu basamaklarda kişinin yaptığı hizmetin seviyesi de farklı olur. İşte bu seviyeye göre Allahû Tealâ’nın kişiye 1’e 10’dan başlayarak 1’e 700’e kadar yükselen ikramları söz konusudur. </p>

<p>Allah’ın yolunda olsun ya da olmasın herkes, başka birine yardım ettiği zaman o yardımın 10 katı mükâfatı Allah’tan mutlaka alır. </p>

<p>6/ENÂM-160: Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur.<br />
Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine tâbî olanlar için ise mükâfatlar 1’e10’dan 1’e 700’e kadar artarak devam eder. </p>

<p>2/BAKARA-261: Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.</p>

<p>Deneyin, hayatınızda yaşayın bunu, göreceksiniz. Allahû Tealâ ganîdir. O’nun hazinesi sonsuzdur. Ama ayıracı var: Sadece lâyık olanlara verir. Negatif istikamette de pozitif istikamette de neye lâyıksanız onu mutlaka Allah’tan alırsınız. Allah’ın size verdiği mükâfat parasal mükâfat olabilir, iç dünyadaki tatmin hissi olabilir. Kişi, Allahû Tealâ’nın kendisine ne kadar yardım ettiğini adım adım izleyecektir ve bundan büyük sevinç duyacaktır. Kendisinin Allah’ın sevgililerinden biri olduğu neticesine mutlaka ulaşacaktır. Bu duygu onu daha çok hizmete götürecektir. Daha çok hizmet, onun Allahû Tealâ tarafından daha çok sevilmesine sebebiyet verilecektir. Böylece kişinin gayreti artacaktır, gayretin neticesinde mürşidin ona olan himmeti artacaktır. Himmetin artmasıyla Allah’ın nusreti (yardımı) gelecektir. Allah’ın nusreti ise o kişiyi olağanüstü başarılı hale getirecektir. Başarı onun daha çok liyakat kazanmasına sebebiyet verecektir. Daha çok liyakat, daha çok mükâfatı oluşturacaktır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “…kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allahû Tealâ da o kulun yardımındadır...”</p>

<p>Sevgili kardeşlerim, Allah’ın yardımını istiyor musunuz? O halde daima başkalarının yardımına koşun. Kiminle beraberseniz onun ne istediğine bakın, davranışlarından belli olur ne istediği. Ona o imkânı verin. Onun nasıl mutlu olduğunu görüp siz daha çok mutlu olun.</p>

<p>Allahû Tealâ buyuruyor ki:</p>

<p>49/HUCURÂT-15: Mü’minler ancak onlardır ki Allah’a ve O’nun Resûlü’ne îmân ettiler. Sonra da şüpheye düşmediler. Ve malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, onlar sadıklardır.</p>

<p>Malımızla ve nefsimizle Allah yolunda cihad, Allah’a hizmettir. Allah için yapılan hizmetler kişinin devamlı daha yüksek, daha yüksek, daha yüksek dereceler kazanmasına ve Allah yolunda yükselmesine sebebiyet verir. O kişi zikir yaptıkça derecat kazanır. O kişi Allah yolunda hizmet ettikçe derecat kazanır ve ruhu gök katlarında birer birer yükseldikçe Allahû Tealâ’dan aldığı mükâfat giderek büyüyecektir. Allah yolunda gayretin sahibidir kişi. Bu gayret, o kişinin büyük huzur yaşamasına sebebiyet verir. Huzur ve mutluluk Allah’ın yolundan başka bir yerde bulunmaz. Onun dışındaki yerlerde geçici zevkler yaşanır. Zevkler yaşanır ve biterler. Ondan sonra kişi o mutsuz çemberin içerisinde, mutsuzluk denizinde yüzmeye devam eder.</p>

<p>Allah’ın yolunda hizmet her şeyden evvel karşılıksızdır. Eğer Allah’ın yolunda bir karşılık bekleyerek hizmet ediyorsanız, sizin hizmetiniz Allah’ın indinde gerçek anlamda hizmet değildir. Hizmetin bir aşk olduğunu, doyurucu bir besin olduğunu, manevî gıda olduğunu ve sizi mutlaka iç dünyanızda tatmine götüreceğini hissetmeye çalışın. Hizmeti zevk olarak algılamaya başladığınız gün Allah içinsiniz sevgili kardeşlerim. </p>

<p>Hepinizin Allah yolunda hizmeti şiar edinerek Allah’ın en sevgililerinden olmasını Efendimizin himmetiyle Yüce Rabbimizden diliyoruz. Sizleri çok ama çok seviyoruz.</p>

<p>DR ABDULCABBAR BORA</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-yolunda-hizmet-ganimettir/19/</link>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ABD ve İsrail yanlısı olmak</title>
<description><![CDATA[<p>İsrail ve ABD İran'a saldırdı diye sevinenler ve halen İrana düşmanlık yapanlar, ya yahudidir, ya da Siyonist uşağıdır. <br />
Emperyalizmin, mazlum bir ülkeye saldırmasının savunulacak bir tarafı yoktur. Gerekçesi ne olursa olsun, emperyalist güçlerin saldırılarına sevinmek, yaşadığı topraklara ihanettir. Yaşadığı toprak parcasında, yaşadığı sorunlar yüzünden emperyalist güçleri çağırmak, onlar saldırdı diye sevinmek vatanına ihanettir. <br />
En güzel örnekler gözümüzün önünde. Afganistan, Irak, Libya, Suriye. Bu ülkelerde yaşananlardan ders çıkartmayanlar, ya aptaldır ya da haindirler. <br />
Size özgürlük getireceğiz diye ülkenize giren emperyalist güçler, önce namusunuzu lekeler, sonra zenginlik kaynaklarınızı alır götürür. Binlerce insan ya işkence görür, yada öldürülür. Onların size getireceği özgürlük sizden aldıklarından kat be kat fazla olmazsa, sizin özgürsüzlüğünüz onların umurunda bile olmaz. Sizin menfeatiniz için değil, kendi menfeatleri için sizi bahane ederler. <br />
Kendi ülkenizde yaşadığınız tutsaklık, emperyalistlerin getireceği özgürlükten daha kutsaldır. Onların getireceği özgürlük, onlara köleleğin bir karşılığır. Onların emellerine hizmet etmezseniz, onların gözünde hiçsiniz. Bu ayrımı anlamayanlar aptalların ta kendileridir...<br />
Not: Kendi ülkenizde yapacağınız değişim  mücadelesi, emperyalistleri çağırmaktan ve destek almaktan daha kutsaldır. Çekilen çile, emperyalistlere köle olmaktan çok daha onurludur. Õzgürlük mücadelesi, onurumuzu kaybetmeden yapılırsa kutsaldır. Onurunu kaybeden bir insanın özgürleşmesi, namus gittikten sonra özgür kalsa ne yazar. Onursuz özgürlük, özgürlük değildir. Vatanın namusunu kendi namusu görmeyenlerin, özgürlük ve bağımsızlıktan söz etmeye hakkı yoktur. Vatanın namusu kirletilmişse, sen temiz kalsan ne yazar. Alnındaki lekeyle yaşayanların, zaten onuru yoktur.</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//abd-ve-israil-yanlisi-olmak/18/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah hep kalbimize bakar</title>
<description><![CDATA[<p>ALLAH HEP KALBİMİZE BAKAR <br />
DR. ABDULCABBAR BORAN </p>

<p>Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:  “Allah sizin kalıbınıza, suretinize değil, kalbinize bakar.”  Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu hadîsle bizlere vermek istediği mesaj nedir? </p>

<p>Sevgili kardeşlerim, Allah biz insanların malına bakmıyor, soyuna bakmıyor, cinsine bakmıyor. Devamlı olarak Allah’ın bizde nazar ettiği yer, kalbimizdir. Allah sizin amelinize, sözlerinize, değil, kalbinize bakar.  Örneğin münafıklar dilleriyle çok güzel şeyler söylüyorlar. Fetih Suresinin 11. âyet-i kerimesinde savaşa katılmayan münafıklar savaştan sonra Peygamber Efendimize bakın ne diyor: “Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar…” Yani dilleriyle söyledikleri kalplerinde yok. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Benim şefaatim, kalbi dilini, dili kalbini tasdik eden kişiler içindir.” buyuruyor. Yani kalp ve dilin hakikati söylemesi halinde Allah’ın yardımının gelebileceğini Peygamber Efendimiz ifade ediyor.  Bütün münâfıklar, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in önünde diz çöküp, aynı sahâbe gibi aynı tövbeyi yapmışlar; el öpmüşler, “Lâ İlâhe illâllah Muhammeden Resûlullah” demişler. Peki, hedeflerine ulaşmışlar mı? Hayır. Hiçbir zaman Allah’a ulaşma talepleri olmadığı gibi, Allah’a ulaşmadıkları gibi, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e de bu niyetle teslim olmak gibi bir niyetleri de yok. Bu sebeple Allahû Tealâ onların iç dünyalarına göre onların hiçbirini mü’min yapmamış. Kalplerine îmânı asla yazmamış.</p>

<p>Evvelâ şu hakikati beraberce bilelim.  “innem-el âmâlu bin niyet: Ameller niyetlere göredir.” <br />
Öyleyse samimiyetinizle ulaştığınız merhaleler arasında kesin bir ilişki var. Kalp, Allah ile irtibatınızın merciidir, merkezidir. Allah, kalbinde inanç bulunanlara, o talebin sahibi olanlara gerekeni yapar. Ama kalbinizle dua etmediyseniz, sadece söz olarak dua ettiyseniz bu Allah’ın katında bir değer ifade etmez. Allah söze bakmaz, kalbe bakar. Kalbinizde ne var? Kalbinizde ne varsa, kalbiniz aynadır, onu Allah’a aksettirir. Diliniz aksettirmeye yeterli değildir. Diliniz sadece kalbinizdekini söylediği takdirde, konuşmanız Allahû Tealâ tarafından dua hüviyetine girer.</p>

<p>Şimdi sualim var size; dünya mı Allah mı? Mutluluk dünya ile değil; mutluluk arabayla değil, mutluluk ev sahibi olmakta değil, mutluluk makam sahibi olmakta değil, mutluluk bu dünyada olan hiçbir şeyde değil. Mutluluk Allah iledir. Genellikle şeytan geliyor, insanların kalplerine vesveselerini veriyor, diyor ki, “sen mutlu olmak mı istiyorsun? Zengin olursan mutlu olursun, eşin sana itaat ederse mutlu olursun, çocukların okulları kazanırsa mutlu olursun.” Bunlar sizin bir ihtiyacınızın yerine gelmesidir. Ama mutluluk öyle değil, mutluluk Allah iledir.  Bizi mutlu eden dünya değil, Allah’tır.  Unutmayın; Allahû Tealâ hep kalbinize bakar. Allah’a ulaşmayı diliyor musunuz; orada kalbinizde belli olur ve Allah’ın zikri Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde kalbinizdeki zeyge, kalbinizdeki maraza yani hastalıklara şifadır. Peygamber Efendimiz buyuruyor: "Vücutta bir et parçası vardır ki; o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücut ifsad olur. İyi bilin ki, o et parçası kalptir." (Buhârî, İmân, 39; Müslim, Musâkât, 107.)</p>

<p>Bir başka Hadîs-i Şerif de şöyle: “Kişi insanların gözünde cennetliklerin amelini yapar, oysa o cehennemliktir.” Ne yapıyor kişi? İslâm’ın beş şartını yerine getiriyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor,  ama Allah ulaşmayı dilemiyorsa kurtulabilir mi? Hayır. Nereden biliyoruz? Yûnus Suresi, 7 ve 8. âyetler: </p>

<p>10/YÛNUS-7: Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır<br />
10/YÛNUS-8: İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir)</p>

<p>Ve bize yaşattığı her olay aslında bir davettir. Eğer biz Allah’a ulaşmayı dilemeyen biriysek, etrafımızda vücuda gelen her olay Allaha ulaşmayı dilememiz için Allah’ın bize verdiği bir mesajdır. Allah’a ulaşmayı diledikten sonra etrafımızda vücuda gelen her olay, mürşidimize tâbi olmamız içindir. Mürşide tâbî olduktan sonra vücuda gelen her olay, zikirle ruhumuzu Allaha teslim etmek için Allah’ın verdiği mesajlardır.  Ama hiç kimse demesin ki: “Ben Allahû Tealâ’ya bu kadar hacet namazı kıldım ve Allah bana mürşidimi göstermedi.” “Niçin kıldın?” derseniz, “Mürşidime ulaşmak için kıldım.” diyor. Hayır, Allah’a ulaşmak için mürşidin sadece bir vesile olduğunu bilin. Hanginiz mürşidinize ulaşmak için hacet namazı kıldıysanız, bu iki tane temel şarta bağlı olmalıdır:</p>

<p>1- Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz, her şeyden evvel.<br />
2- Mürşidin, sizin Allah’a ulaşmanıza bir vesile olduğunu düşüneceksiniz.</p>

<p>5/ MAİDE:35: Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin…”</p>

<p>Öyleyse neden Allahû Tealâ vesile ediyor? Çünkü mürşid, gerçek bir vesiledir. Böyle düşünmeyip de mürşide ulaşırsanız, bu size bir fayda sağlamaz. Kim Allah’a ulaşmak hedefiyle mürşidine ulaşmışsa onun başının üzerinde mürşid vardır. Allah’a ulaşmayı dilemek; bir taleptir, bir istektir, bir dilektir. Allah her zaman işitir, bilir ve görür. Ne diyor? “Allahû semîun alîm: Allah işitir ve bilir. “Allahû basîrun bil ibâd: Allah, kullarını en iyi görendir.”</p>

<p>Sevgili kardeşlerim, Allah’ı sevin, çok sevin! Biliyor musunuz, O sizi zannettiğinizden çok daha fazla seviyor. Sakın “Allah bizi sevmiyor, Allah beni sevmez.” diye düşünmeyin. Kim olursanız olun, Allah sizi sevmeye hazırdır. Eğer kendinizi O’na daha çok sevdirmek istiyorsanız, O’nun sizi daha çok sevmesini istiyorsanız, o zaman bunun bir kanunu var. Bu kanuna “liyakat kanunu” diyor Allahû Tealâ. Neye lâyıksanız, ne kadar sevgiye layıksanız o ölçüde bir sevgiyle mutlaka sevilirsiniz, başka türlüsü mümkün değildir. Kanunu bu. Eğer sevilmek istiyorsanız, bu sevgiyi hak etmek mecburiyetindesiniz. Hiç de zor değil sevgili kardeşlerim, hak etmek hiç de zor değil. Her şey bir başlangıçla başlar.</p>

<p>Öyleyse Eûzubillahimineşeytanirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm’le başlayacaksınız. Başladınız mı? Ondan sonra diyeceksiniz ki: “Ya Rabbi! Ben Sana ulaşmak istiyorum.” Tamam, bitti. Eğer kalbiniz de aynı şeyi söylüyorsa,: “Ya Rabbi! Ben Sana ulaşmak istiyorum.” Bu mesele bitmiştir. Allah sizi şu anda sevdiğinden kim bilir kaç bin katı birden sevmeye başlar.</p>

<p>Hepinizin Allah’ın sevgililerinden olmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi tamamlıyorum. Allah hepinizden razı olsun. </p>

<p>DR. ABDULCABBAR BORAN</p>
]]></description>
<link>https://yeniyildizgazetesi.com.tr/yazarlar//allah-hep-kalbimize-bakar/17/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 18:07:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>