Dr. Abdulcabbar Boran
Allahû Tealâ Kur’ân- Kerim’de şöyle buyuruyor: “lâ ikrâhe fîd dîni.” diyor. “Dînde zorlama yoktur.” diyor. Bakara Suresi 256. âyet-i kerime böyle başlıyor. Ardından da diyor ki: kad tebeyyener ruşdu minel gayyi: İrşad yolu ve gayy yolu birbirinden ayrılmıştır.” 2/Bakara-256)
Gayy, yolu şeytanın yolu, cehenneme götüren yoldur, aynı zamanda cehennemde bir kuyunun adıdır. Rüşd yolu ise irşad yoludur, hidayet yoludur. İnsanın ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah'a teslim edeceği yolun adıdır. Ve bu yola sadece serbest iradeyle verilen bir karar insanı ulaştırabilir. Böyle bir kararı Allahû Tealâ hep bekler hepinizden, hep kalbinize bakar. “Acaba Allah’a ulaşmayı bu kişi dileyecek mi ve dilediği zaman da Benim kulum olacak mı?” diye.
Allah insanın, ya tagutun gayy yolunu ya da Allah'ın rüşd yolunu seçmesini ister. Rüşd yolunu seçenler mutlaka mürşidlerine ulaşacaklardır. Bunu haketmişlerdir. Yolun başlangıcı Allah'a ulaşmayı dilemektir. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse sadece onlar, Allah'ın kulu olmayı hak ederler. Sadece onlar, tagutun kulu olmaktan kurtulurlar. Onlar bilerek isteyerek kendi iradeleriyle Allah’a ulaşmayı dilemiş ve Allah’a dost olmuşlardır.
Sevgili kardeşlerim, Allah insanı serbest irade sahibi kılmıştır. Bu irade Allah katında mukaddestir ve Allah kimsenin iradesine müdahale etmez, kimsenin de karışmasını istemez. O irade Allah'a ulaşmayı dilemedikçe, etrafındaki insanlar ona ne yaparlarsa yapsınlar, o kişi hidayet üzere olamaz. O kişi kurtulamaz. Dışarıdan yapılacak olan bütün müdahaleler kimin tarafından yapılırlarsa yapılsınlar, o kişinin iradesine karşı bir zorlamayla kişi Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa asla o kişiyi hidayete erdiremezler.
Allahû Tealâ da Peygamber Efendimiz (s.a.v) için şöyle buyuruyor Ra’d Suresinin 40. Âyetinde: “…artık senin üzerine düşen, sadece tebliğdir. Hesap, Bizim üzerimizedir.”
Peygamber Efendimiz (S.A.V), amcasını hidayete erdirmeyi istemez miydi? Elbette isterdi. O yetimken amcası onu büyüttü. Ama amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in bütün ricalarına rağmen amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi. Dilemezse ne olur? Dilemezse kurtuluşu mümkün olmaz, hidayete eremez. Dilemezse hidayet üzere olamaz. Hiç kimse Allah'a ulaşmayı dilemedikçe hidayet üzere olamaz, hidayette olamaz. Hidayete de hayli hayli eremez. Öyleyse hiç kimse bir başkasını hidayet üzere kılamaz; o kişi bizatihi kendisi hidayete ermeyi istemedikçe.
Bu açıklamanın daha açık bir şekilde ortaya konduğu âyet-i kerime ise A'râf-146'dır. Allahû Tealâ diyor ki:
7/A’RAF-146 “…Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir…”
Allahû Tealâ'nın kişisel iradeye ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Bir kişinin cehennemden kurtuluşu bir tek şarta bağlanmıştır Kur'ân-ı Kerim'de: Allah'a ulaşmayı dilemek. İkinci bir şart yoktur. İşte sahâbe de bir tek dilekle hidayete erdi sevgili kardeşlerim. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) onları asla zorlamadı, sadece Allah’a davet etti. Onlar da serbest iradeleriyle yaptıkları seçimle kurtuluşa ulaştılar.
39/ZUMER-17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Öyleyse bir insan ya Allah'a ulaşmayı diler ya da dilemez. Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah'a ulaşmayı dileme noktasına ulaştırmak imkânının ve aynı zamanda da yetkisinin sahibi kılınmamıştır. Herkes bu sebeple kendisinden sorumludur. Mutluluğun adımlarını kendi iradenizle atmak zorundasınız.
Allah ile ilişki her şeyden evvel bir kalp ilişkisidir. Ve kişisel iradeyi Allahû Tealâ mutlaka devrede görmek ister. Kişi mutlaka kendisi, kendi iradesiyle Allah'a ulaşmayı dilemelidir. Dîn bir inanç, bir talep meselesidir. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse o kişi dînde başarıya ulaşabilir. Bu ise mutlak olarak kişisel iradenin (cüz’î iradenin) sonucudur.
Hepinizin hem dünyada hem ahirette mutlu olmanızı Yüce Rabbimizden diliyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah razı olsun.